görsel Aile Nedir? Ailenin Tanımı Nasıl Olmalıdır?

Aile Kavramı

Aile, Arapça’dan dilimize geçmiş olan kuşkusuz çok geniş bir kavramdır ve sadece insan birliktelikleri için değil bitki türleri, dil grupları ve hatta mesleki beraberlikler için de kullanılmaktadır.

Aile evrensel bir kurum olmasına rağmen ailenin evrensel bir tanımla açıklanması oldukça güçtür. Çünkü dünya sadece kendi toplumumuzdan ve kültürümüzden ibaret değildir ve aile kavramı, her ne kadar toplumdan topluma ve kuşaktan kuşağa farklı algılansa da ve tüm sosyal bilimciler tarafından kabul edilen ortak bir tanımı bulunmasa da evrensel bir bakış açısıyla açıklanmalıdır.

Aile kavramı ile ilgili olarak yapılan tanımlamalara çeşitli hususlara dikkat çekildiği görülmektedir. Örneğin bazı tanımlar, ailenin evlilik bağı ile kurulan birliktelikleri ifade ettiğine işaret etmektedir. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde yer alan aile tanımındaki ilk madde de bunu vurgular:

“Evlilik ve kan bağına dayanan, karı-koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik”.

Ancak bu durum, bugün bazı ülkelerde ve kimi sosyal bilimciler tarafından reddedilmektedir. Örneğin, Distelbrink aileyi “Bir veya birden fazla çocuğun yetiştirildiği her yaşam ünitesine aile denir” şeklinde tanımlamıştır. Hollanda’nın eski resmi aile tanımı da olan bu tanım, özellikle aile birlikteliğinin, evlilik bağı ile resmileştirmek zorunda olmadığına işaret eder. Bu nedenle de ailenin evlilik bağı ile kurulması şartı, evrensel bir aile tanımında geçerli değildir.

Bazı tanımlarda ise aile; “anne-baba ve çocuklardan oluşan bir ünite” olarak ifade edilmektedir. Ancak burada da sorulması gereken bir soru, evlilik bağı ile kurulmuş olsun ya da olmasın çocuk sahibi olmayan veya olamayan bir karı ve koca aile değil midir? Veya çocuğu olan ancak eşini kaybetmiş kişilerin birliktelikleri aile değil midir? Bu noktada aile üyelerinden birinin yokluğu, ailenin bütünselliğine ve aile işlevlerinin yerine getirilmesinde zorluklara neden olsa da aile olarak nitelendirilmesini ortadan kaldırabilir mi?

Aile kavramının tanımlanmasında bir diğer önemli husus, ailenin karşı iki cinsin (kadın ve erkek) birlikteliğine indirgenmesidir. 2016 yılı itibariyle Hollanda, Belçika, Kanada, İspanya, Danimarka, Norveç, İsveç, Portekiz, İzlanda, Fransa, İngiltere Lüksemburg, İrlanda, Arjantin, Uruguay, ABD ve Meksika gibi ülkeler eşcinsel evlilikleri ve bu evliliklerin evlat edinme haklarını yasallaştırmış ve bu birliktelikleri aile olarak kabul etmişlerdir. Dolayısıyla aile kavramında iki karşı cinse işaret eden tanımların, evrensel karşılığı tartışmalıdır.

Ailenin daha genel ve güncel tanımlamalarına bakacak olursak Akgül Gök (2013, s. 16) aileyi “bireylerin yaşamdan doyum alması, duygusal, ekonomik, fiziksel gereksinimlerinin sağlanması, bireylerin işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi ve sosyalleşmesinde önemli olan toplumun en küçük birimi” şeklinde tanımlamıştır. Tüybek (2004, s. 4) ise aileyi “kuşak ilişkilerine dayanan sosyalizasyon sürecinin ilk icra edildiği görece sürekliliği olması gereken, rol ve statüler vasıtasıyla konumlanan bireyleri içinde barındıran, toplumun temel kurumudur” şeklinde ifade etmektedir. Bu tanımlarda aile somut kısıtlamalarla karşı karşıya kalmamış, ailenin sosyal etkisine ve gücüne işaret edilmiştir.

Bir başka tanımda ise aile; “biyolojik ilişkiler sonucu insan türünün devamını sağlayan, toplumsallaşma sürecinin ilk ortaya çıktığı, karşılıklı ilişkilerin belirli kurallara bağlandığı, o güne dek toplumda oluşturulmuş maddi ve manevi zenginlikleri kuşaktan kuşağa aktaran, biyolojik, ekonomik, toplumsal, hukuksal vb. yönleri bulunan toplumsal bir birim”dir (Sayın, 1990, s. 2). Bu tanım ailenin sürekliliği olan ama değişimlerle kendini geleceğe taşıyan bir kurum olmasını vurgulaması açısından önemlidir. Buradaki tek dikkat edilmesi gereken husus ailenin neslini devam ettirmesinin artık sadece biyolojik ilişkilerle sınırlandırılmadığı, eşcinsel evliliklere getirilen evlat edinme hakkının yasallaşmasıyla ailenin biyolojik olmayan devamının da yeni bir açılım olarak insan hayatına yerleştiği unutulmamalıdır.

Ailenin toplumsal cinsiyet rollerindeki rolünü ele alan tanımlara bakacak olursak feminist ideolojiye kulak vermemiz gerekmektedir. Feminist kuramcılara göre aile; “toplumsal cinsiyet rolleri, toplumsal sınıf, ırk, yaş, cinsel yönelim ve medeni konumları temelinde, üyelerinin toplumsal olarak belirlenmiş beklentileri öğrendiği bir kurum”dur. Bu tanımda ailenin toplumsal etkisine ve toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki gücüne vurgu yapılmaktadır.

Yapılan bu tanımlamalar genel olarak değerlendirildiğinde ailenin; evlilik ya da kan bağı ile birbirlerine bağlı olma, ortak bir kültür yaratma ve birbirlerini karşılıklı olarak etkileme gibi son derece önemli özellikleri bir araya toplandığı görülmektedir. Ayrıca bireylerin yaşamdan doyum alması, duygusal, ekonomik, fiziksel gereksinimlerinin sağlanması, bireylerin işlevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi ve sosyalleşmesi de aile kurumunun önemli özellikleri arasındadır. Bu özellikler; ailenin sürekliliği olan ama değişimlerle kendini geleceğe taşıyan bir kurum olmasını ve ailede bireyler arasında son derece kuvvetli ve kopması neredeyse imkansız bağlar kurulmasını sağlamaktadır.

Bunun yanında bireyin ilk karşılaştığı, ilk temas kurduğu, ilk konuştuğu, maddi manevi tatmin sağladığı ve topluma hazırlandığı yer olarak ailenin; çok yönlü bir olgu olduğu ve hem toplum hem de her yaştaki birey için en temel ve vazgeçilmez ünite olduğu da gerçektir. bireyin hem gelişimsel temellerinin atıldığı hem de toplumsal cinsiyet rollerinin temellerinin atıldığı yerdir.

Sağlıklı ve Sağlıksız Aile Nedir?

WHO’ya göre sağlık “tam bir iyilik halidir.” O halde sağlıklı aile kavramında da ilk olarak önemli olan husus aile bireylerinin “tam bir iyilik” halinde olmasıdır. Aile bireylerinin tam bir iyilik halinde olması sağlıklı bir ailenin en önemli koşuludur.

Sağlıklı aile kavramı; aile üyeleri arasında açık iletişim, saygı, sevgi ve doyumun ön plana çıkması, bireysel farklılıklara hoşgörü ile yaklaşılması, ailenin işlevlerinin yerine getirilmesinde eşitlikçi rol, görev ve sorumluluk paylaşımı, karşılıklı dayanışma ve çözüm odaklı bakış açısı ile yakından ilgilidir. Örneğin Çopur ve diğerleri (2012) tarafından yapılan araştırmada daha modern toplumsal cinsiyet rollerini benimseyen katılımcıların daha sağlıklı aile içi iletişime sahip oldukları görülmüştür. Bireylerin aile işlevlerini eşitlikçi bir bakış açısıyla ve dengeli bir işbölümü çerçevesinde yerine getirmeleri, sağlıklı bir ailenin en önemli özelliğidir. Bunun yanında bireylerin birbirlerine bağımlı olmak yerine destek olmaları ve ortak amaç ve değerlere sahip olmaları da sağlıklı ailelerin en önemli özellikleridir.

Sağlıklı ailelerin özelliklerine sahip olmayan aileler ise genellikle sağlıksız aileler olarak değerlendirilmektedir. Yani açık iletişim şekilleri görülmeyen, bireyler birbirlerine sevgi, saygı ve hoşgörü ile değil, tahammülsüz bir tutumla yaklaştığı aileler sağlıksız aileler olarak tanımlanmaktadır. Bu ailelerin genellikle ortak amaç ve kaygıları yoktur. Sayıl (1989, s. 8) çalışmasında sağlıksız ailelerin özelliklerini şu şekilde sıralamaktadır:

  • Üyeleri dış iletişime kapalıdır. Dolaylı ilişkiler içindedirler. Birbirlerine karşı kesin ve açık değildirler.
  • Genellikle üyelerine egoizm hâkimdir. Bu durum aile üyelerinde önce yalnızlık, sonra da bu yalnızlığın sonucu olarak ümitsizlik yaratır.
  • Bir aile üyesi diğerine, onun beklediği şekilde davranır. Dolayısıyla birbirlerinin gerçek duygularını, gerçek özelliklerini bilmezler.
  • Üyeler duygusal sorunlarını birbirlerinden saklamak için büyük çaba gösterirler.
  • Sahte davranışlar oluşur. Kişi gerçek ihtiyaçlarını zayıf ya da güçlü görünerek saklamak yoluna gider.

Açıklamalardan da görüldüğü gibi ailenin sağlıklı veya sağlıksız olması, aile işlevleri ile yakından ilgilidir. Bu nedenle bu çalışmada ailenin işlevleri değerlendirilirken ailelerin sağlıklı veya sağlıksız aile özellikleri gösterip göstermedikleri dikkate alınacaktır.

Bahar PAÇACIOĞLU

Kaynaklar

  • Akgül Gök, F. (2013). Evli Kadın ve Erkeklerin Toplumsal Cinsiyet Rolleriyle İlgili Algılarının Aile İşlevlerine Yansıması. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü Sosyal Hizmet Anabilim Dalı: Adana.
  • Canatan, K. ve Yıldırım, E. (2009). Aile Sosyolojisi. Açılım Kitap: İstanbul.
  • Çopur, Z., Öztürk, K., Uysal, H., Gül, A., Tokat, H. ve Sarı, D. (2012). Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Aile İçi İletişime Etkisi. I. Uluslararası Aile ve Tüketici Bilimleri Kongresi: Ankara.
  • Demirkan, S. (2006). Türk Ailesinin Korunması ve Güçlendirilmesinde Sivil Toplum Kuruluşları İle İşbirliğinin Önemi. Aile ve Toplum, 3 (9), 91-95.
  • Distelbrink, V. D. (2005). Gezin Anno Nu, Nederlandse Gezinsraad (NGR), Den Haag.
  • Doğan, İ. (2007). Sosyoloji: Kavramlar ve Sorunlar (7. Baskı), Pegem Akademi Yayınevi: Ankara.
  • Doğan, İ. (2009). Dünden Bugüne Türk Ailesi. Atatürk, Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu: Ankara.
  • Sayıl, Işık (1989). Ruh Hastalığının Aile İşlevlerine Etkisi. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu: Ankara
  • Tüybek, C. (2004). Kuşaklararası Farklılık Açısından Üniversite Gençliği ve Aile. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı: Konya.
  • Yazıcıoğlu, Y. ve Erdoğan, S. (2004). Aile Ekonomisi. (Editör: Levent KILIÇ), Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları: Eskişehir.

Bir Cevap Yazın