görsel Başladıktan Sonra Elinizden Bırakamayacağınız 30 Mükemmel Kitap

“İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız, okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar ki” demiş Franz Kafka. İşte sizi ısıracak ve bir yumruk gibi uyandıracak 30 mükemmel kitap.

Aspidistra, George Orwell, Can Yayınları, 280 sayfa

aspidistra

Daha çok Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı ünlü yapıtlarıyla bilinen İngiliz yazar George Orwell, bu romanında 1930’lar İngiltere’sinde sınıf atlama özlemini  benzersiz bir kara mizahla eleştirir. Bir reklâm ajansında metin yazarlığı yapan Gordon Comstock, kapitalizmin yutturmacası olarak gördüğü reklâmcılıktan nefret eder ve orta sınıfın bu boğucu yaşamından kaçarak şairliğe soyunur. Hatta bu uğurda sevgilisinden ayrılmayı bile göze alır. Ancak romanın sürpriz sonunu yine sevgilisi yaratacaktır.

İntihar, Jack London, Oda Yayınları, 238 sayfa

intihar-jack-london

Jack London‘un yapıtları arasında edebi değeri en yüksek ve içki tutkusu üzerine yazılmış son derece yalın, gerçekçi, gerilim dolu bir roman. Kitap, o kadar geniş bir yankı yapmış ki, 1919’da Amerika’da içki yasağının uygulanmasına yol açan etkenlerden biri olmuş. Din adamları, içki içenleri kınamak için romanı dayanak olarak kullanmışlar. Jack London, kendi yaşam öyküsü olan bu roman üzerine Irving Stone’a şu satırları yazmış: “İntihar’da gerçeği tüm çıplaklığıyla yazamadım. Yazamadım, çünkü bu kadarına cesaretim yoktu.”

Animal Triste, Monika Maron, Alef Yayınları, 160 sayfa

animal-triste

Alman yazar Monika Maron‘un mükemmel romanı. Temelde bir aşk hikâyesini anlatsa da bundan çok daha fazlasıdır ve kitabın anlatıcısı ismini bilmediğimiz oldukça yaşlı bir kadındır. İkinci Dünya Savaşı, Doğu Almanya’da geçen gençlik ve yetişkinlik yılları, Berlin Duvarı’nın yıkılması, yaşayamadığı gençlik aşkı ve yaşadığı değişimler… Tam bir Almanya dramı…

Kayboluş, Georges Perec, Ayrıntı Yayınları

kaybolus-georges-perec

Bu kitapla ilgili iki inanılmaz gerçek var. Birincisi Fransız sosyolog ve yazar Georges Perec, bu kitabı Fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan “e”yi hiç kullanmadan yazmış. İkincisi kitabı çeviren Cemal Yardımcı romanı hiç “e” harfi kullanmadan Türkçeleştirmiş. İkinci Dünya Savaşı’nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtmış. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak… Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür.

Zeno’nun Bilinci, Italo Svevo, Can Yayınları, 488 sayfa

zenonun-bilinci

İtalyan yazar Italo Svevo‘nun başyapıtı. Yarıda kalan bir ruh bilimsel çözümleme olan bu roman, Zeno Cosini isimli hastanın psikanaliz seanslarına inancını yitirmesi sonucu doktorunu yüzüstü bırakmasını ve bunun üzerine doktorun ondan öç almak için seanslar sırasında not ettiği Zeno’nun öz yaşam öyküsünü kamuoyuna sunmasını anlatır. Kitap, doktorun durumu açıklayan önsözü ile başlar. Ardından hastalık hastası, evhamlı, hileci, tekbenci (solipsistik), kararsız ve aylak Zeno’nun yaşamı ile baş başa kalırız. Ancak ondan nefret etmeden …

Onca Yoksulluk Varken, Emile Ajar, Agora Kitaplığı, 197 sayfa

onca-yoksulluk-varken

Fransız yazar Romain Gary‘in Emile Ajar takma adıyla yayımladığı kitap. 1975’te Fransa’da Goncourt Ödülü almış. Kitap, bir hayat kadınının oğlu olan Momo (Muhammed’in kısaltılmışı) isminde Arap bir çocuğun, annesi fahişelik yapan sahipsiz çocuklara bakan Yahudi Madam Rosa‘yla birlikte geçen hayatını anlatıyor.

Buddenbrooklar: Bir Ailenin Çöküşü, Thomas Mann, Can Yayınları, 666 sayfa

buddenbrooklar-bir-ailenin-cokusu

Yazarın 25 yaşında kaleme aldığı ilk romanı. Kuzey Almanya’da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar… Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929’da Nobel Edebiyat Ödülü‘ne değer görülen roman modern edebiyatın klasikleri arasında…

Filin Yolculuğu, Jose Saramago, Kırmızı Kedi, 200 sayfa

jose_saramago_filin_yolculugu-kapak

16. yüzyılda, Portekiz kralı III. João, kuzeni Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak fil (Süleyman) göndermek ister. Bunun üzerine fil terbiyecisi Subhro ve Süleyman kendilerine eşlik eden korumalarla birlikte yola çıkarlar. Kitap genel olarak bu yolculuk sırasında Subhro ve Süleyman’ın başından geçenleri anlatmaktadır. Hinduizm, mistisizm ve Hıristiyanlık hikâyeleriyle bezenmiş bu romanda Subhro‘nun erdemli ruh hali, pasifist felsefesi ve yaşama bakışındaki doğallık ile Süleyman’ın emir kabul etmeyen doğası çok şey öğretiyor.

Sıfır Noktasındaki Kadın, Neval El Seddavi, Metis Yayıncılık, 112 sayfa

sifir-noktasindaki-kadin

Dünyanın herhangi bir köşesinde herhangi bir insan sıfır noktasında kıskıvrak bekliyor. Umutsuz, çaresiz, ölümle yaşam arasındaki sınırda. Neval El Seddavi, ölüm hücresinde Mısırlı fahişe Firdevs‘le konuşuyor ve onun yaşam öyküsünü aktarıyor. Bu dünyada kadın olmanın, “fahişe” olmanın ne anlama gelebileceğini anlatıyor.

Dostoyevski’nin Hatıraları, Anna Dostoyevski, İhsan Kitap, 500 sayfa

dostoyevskinin-hatiralari-anna-dostoyevski

Sizi hiç bilmediğiniz bir Dostoyevski ile tanıştıracak olan bir kitap. Kitapla ilgili fikir sahibi olmak için de şu alıntı yeterli sanırım: “O zamanki kişiliğimi göz önüne aldığımda evliliğimizin felaketle son bulması bana pek mümkün geliyor. Fiyodor Mihayloviç’i hakikaten büyük bir aşkla seviyordum, fakat bu aşk, birbirine denk yaşlarda olmayı gerektiren fiziki bir aşk veya tutku değildi. Tamamen platonik bir aşktı benimkisi. Daha çok bir tapınmaydı, son derece yüksek ruhi değerlerle mücehhez mükemmel bir varlık karşısında secdeye kapanmaydı. Bütün hayatını yakınlarına adamış, sırf bunun için bile olsa sevgi ve ihtimam göstermesi gerekenler tarafından ihmal edilmiş; gün yüzü görmemiş mustarip bir adama karşı içten bir acımaydı benimki. Onun hayat yoldaşı olmak, yükünü paylaşıp hayatını kolaylaştırmak ve ona mutluluk vermek gibi hayallerim vardı; fakat o bunların da ötesinde benim tanrım, benim putum olmuştu. Sanırım bütün hayatımı onun ayakları önünde secdeye kapanarak geçirebilirdim. Ne var ki bütün bu yüksek duygu ve hayaller taarruza geçen katı gerçekler tarafından yerle bir edilebilirdi.” Anna Dostoyevski.

Fedailerin Kalesi Alamut, Vladimir Bartol, Koridor Yayıncılık, 510 sayfa

fedailerin-kalesi-alamut

Hikaye 11. yüzyıl İranında, kendini peygamber ilan eden Hasan Sabbah‘ın, seçilmiş bir grup insanı intihar suikastçısına dönüştürerek bölgede hakimiyet kurmak için çılgınca ve aynı zamanda zekice bir plan tasarladığı Alamut Kalesinde geçmektedir. Güzel kadınların, yemyeşil bahçelerin, şarap ve haşhaşın göz boyadığı sanal bir cennet yaratan Sabbah, genç savaşçılarını emirlerine uydukları takdirde bu cennete gidebileceklerine inandırır. Kendilerini onun yoluna adayan, ölmeyi de öldürmeyi de göze almış olan bu küçük orduyla hükümdar sınıfına gözdağı verebileceğini düşünür. Sabbah kendi deyimiyle insanların saflığını kullanıp dine adanmışlığı politik emellerine alet eder. Artık kapılar onun için ardına kadar açılmıştır.

Ufuk Çizgisi, Antonio Tabucchi, Can Yayınları, 90 sayfa

ufuk-cizgisi-antonio-tabucchi

Gerilim romanı. Romanın kahramanı Spino, İtalya’nın bir liman kentinde, morgda görevlidir. Getirilen cesetleri, özelliklerine göre sınıflandırıp bir deftere kaydetmekte, ancak bunu yaparken cesetlerle arasında duygusal bağlar kurmaktadır. Bir gün kendi gençliğine çok benzettiği bir delikanlının cesedi getirilir. Ardından bu cesedi kimse arayıp sormaz. Spino, ölen bu delikanlının hayatını çok merak eder ve delikanlıyı araştırmaya başlar. Delikanlıyı tanıdığını umduğu bazı insanlarla iletişime geçer. Ancak ardından, kimden geldiği belli olmayan gizli mesajlar ve bilinmedik yerlerde randevu teklifleri alır…

Dişi Kurdun Rüyaları, Cengiz Aytmatov, Ötüken Neşriyat, 390 sayfa

disi-kurdun-ruyalari-cengiz-aytmatov

İç içe geçmiş farklı öyküleri anlatan romanda; fiziksel ve karakteristik olarak diğer kurtlardan ayrılan Akbar ve Taşçaynar isimli iki kurdun Mujunkum Ovası’ndaki yaşam mücadelesi, bu yaşam mücadelesi ile zaman zaman kesişen uyuşturucu kaçakçılarının ve Kırgız çobanlarının hayat hikâyeleri anlatılmaktadır.

Dublinliler, James Joyce, Aylak Adam, 285 sayfa

dublinliler

Yazarın 22 yaşında kaleme aldığı ilk önemli yapıtı. Kentin yoksullarının canlı bir portresini sunan ve onların “kaba saba” dillerini kendi edebiyatının ögelerinden biri haline getiren emsalsiz bir roman. Bozguna uğramış yaşamların gözünü budaktan sakınmayan bir gerçekçilikle kaleme alınışı ve toplumsal çöküş, cinsel arzu, istismar ve yozlaşmayı usta bir dille aktarıyor.

Denizi Yitiren Denizci, Yukio Mişima, Can Yayınları, 156 sayfa

denizi-yitiren-denizci

Yukio Mişima, bir yıl öncesinden hazırlanarak gerçekleştirdiği intiharı ile dünyada yankı uyandıran tanıyabileceğiniz en ilginç Japon yazarlardan biri. Romanları da kendi gerçekliği kadar ilginç ve cesur. Yazdığı 40’a yakın kitap arasında en güzellerinden biri Denizi Yitiren Denizci. Dul bir kadın ile ergenlik çağındaki oğlu Noboru‘nun hayatına giren bir denizciyi anlatan romanda, yaşıtlarıyla bir çete kuran Noboru‘nun ilk tanıştığında denizler fatihi bir kahraman olarak gördüğü denizcinin annesiyle evlenerek sıradan birine dönüşmesinin şokunu atlatamaması mükemmel bir şekilde işleniyor…

Düşüş, Albert Camus, Can Yayınları, 99 sayfa

dusus-albert-camus

Bu kitap, herhangi bir düşünce ya da savı özellikle öne çıkarmaya çalışmadan, yalın bir anlatım ve özgün bir kurgu içinde, zengin bir düşünce duygu yüküyle, çağdaş dünyayı ve insanlarını derinlemesine sorgulayıp yargılar, çirkinliklerini ve düşkünlüklerini sergiler. Ama, aynı zamanda, bu dünyada yaşayan, dolayısıyla şu ya da bu biçimde, şu ya da bu ölçüde onun sorumluluğunu taşıyan bireyler olarak tek tek her birimize bir ayna tutar, eski avukat Jean-Baptiste Clamence’ın öyküsü aracılığıyla, bize kendini tehlikeye atmadan yaşayanların, yani hepimizin ve her birimizin benzersiz öyküsünü anlatır. “Düşüş”ün yayımlanmasından bir yıl sonra Camus’nün Nobel Ödülünü kazanması da bir rastlantı olmasa gerek…

Doğu Avrupa’da Yolculuk, Gabriel Garcia Marquez, Can Yayınları, 144 sayfa

dogu-avrupada-yolculuk-gabriel-garcia-marquez

Márquez’in 1950’lerde gazeteci olarak Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelere yaptığı seyahatin bir güncesi olan bu kitap, Doğu Almanya’dan başlayıp Çekoslovakya, Polonya, Macaristan ve Sovyetler Birliği’ne uzanan bir serüveni anlatır. Márquez’in yol arkadaşları, gözlemleri, dönemin toplumsal ve siyasi gelişmeleri, yorumları her şeyi bir gerçeklikten gelmektedir.

Boşluk, Barbara Kingsolver, Pegasus, 672 sayfa

bosluk-barbara-kingsolver

Meksika’nın sıcak kalbi ve 1950’lerin soğuk McCarthy Amerikası arasında kalan bir adamın güvenlik arayışının, insanın içine işleyen hikayesini anlatan bir roman. Amerika’da dünyaya gelip Meksika’ya giden Harrison Shepherd, sosyetenin basamaklarını tırmanmaya çalışan uçarı annesi Salomé için bir yüktür. Meksikalı ressamlar Diego Rivera ile Frida Kahlo’nun ve Frida’yla aşk yaşayan, sürgündeki Bolşevik lider Lev Troçki’nin evlerinde çalışmaya başlayan genç Shepherd, kendini istemeden de olsa sanat ve başkaldırının içinde bulur. Şiddetli bir ayaklanma onu II. Dünya Savaşı’na yeni kapılmış Amerika’ya sürükler. Ancak siyasi rüzgârlarla gerçek ve yalan, kuzey ve güney arasında savrulmaya devam edecektir…

Algernon’a Çiçekler, Daniel Keyes, Koridor Yayıncılık, 325 sayfa

algernona-cicekler-daniel-keyes

Çok düşük bir IQ ile doğan Charlie, bilim adamlarının, zeka seviyesini artıracak deneysel ameliyatı gerçekleştirmeleri için kusursuz bir adaydır. Bu deney Algernon adındaki laboratuvar faresinde test edilmiş ve büyük bir başarı elde edilmiştir. Ameliyattan sonra, Charlie’nin durumu günlüğüne yazdığı raporlarla takip edilmeye başlanır. İlk yazdığı raporlara çocuksu bir dil ve imla hataları hakimdir. Ve sonra ameliyat etkisini göstermeye başlar. Charlie artık, insanların kendisiyle dalga geçemeyeceğini ve bir sürü arkadaş edineceğini, aşık olduğu kadına açılabileceğini düşünür. Fakat zekası normalin çok üstüne fırladığından, çevresinde yadırganır, kıskanılır ve istemiş olduğu arkadaşları edinmekte yine başarısız olur ve yine yalnızdır… Bu deney, son derece önemli bir buluş olarak görülüyordu, ta ki Algernon’da ani bir gerileme baş gösterene kadar…

Sybil, F. R. Schreiber, E Yayınları

sybil

Gerçek bir yaşam öyküsünden alınan kitap, küçük yaşlarda geçirdiği travmalar sonucu çoklu kişilik bölünmesi yaşayan ve 16 farklı kişiliğe sahip olan Shirley Ardell Mason‘un Doktor Cornelia B. Wilbur ile gerçekleştirdiği terapi seansları ve bu seanslarda Wilbur‘un çeşitli hipnoz yöntemleri kullanarak Mason’un kişilikleriyle iletişime geçmesini ve hayatıyla ilgili bilgiler toplamasını anlatıyor. Ancak o dönemMason’un ismi, kimliğinin korunması amacıyla  kitaba Sybil Dorsett olarak geçirilmiş. Dolayısıyla biz Mason’u kitapta Sybil olarak tanıyoruz. Psikanaliz konusuna meraklıysanız mutlaka okumalısınız.

Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Mo Yan, Can Yayınları, 936 sayfa

yasam-ve-olum-yorgunu-mo-yan

Mo Yan’ın epik romanı Yaşam ve Ölüm Yorgunu, Mao Zedong’un toprak reformu hareketiyle Çin kırsalının geleneksel düzenini altüst etmesinden yaklaşık iki yıl sonra, 1 Ocak 1950 günü başlıyor. Bu iki yıl boyunca Cehennemin Efendisi Yama, ırgatlarına iyi davranmasıyla nam salmış Ximen Nao’ya, iktidarı yeni ele geçirmiş köylülerin kendisini neden idam ettiklerini itiraf ettirmek için her türlü işkenceyi uyguluyor. Ama Ximen Nao, cehennem ateşinde yakılma cezasını çektikten sonra bile masum olduğu iddiasını sürdürünce Cehennemin Efendisi Yama pes ederek onun eski topraklarına dönmesine izin veriyor. Ne var ki, Ximen Nao yeniden hayata geldiğinde insan olarak değil eşek olarak doğduğunu anlıyor. Çünkü Cehennemin Efendisi Yama kalpleri kinle dolu ruhların yeniden insan olarak doğmalarını istemiyor ve o ruhları hayvan olarak yeniden dünyaya gönderiyor. Romanın beş bölümü, kahramanımızın altı reenkarnasyonla eşek, boğa, domuz, köpek ve maymun kimliğindeki yaşamlarında, eski ailesinin, dostlarının, rakiplerinin, düşmanlarının yazgısına tanık oluşunu aktarıyor. Ximen Nao son reenkarnasyonunda da şaşırtıcı bir bellek gücüne ve dil öğrenme yeteneğine sahip olan koca kafalı bir oğlan çocuğu olarak dünyaya geliyor.Roman bu farklı kimliklerin bakış açılarından Çin’in çalkantılı tarihindeki son elli yılın öyküsünü dile getiriyor.

Seni İçime Gömdüm, Andrew Jolly, Ayrıntı Yayınları, 128 sayfa

seni-icime-gomdum-andrew-jolly

Romanın kırık dökük bir İngilizce’yle konuşan başkişisi Kabrero, Kızılderili karısının cesedini dağlardan indirdikten sonra şöyle düşünür: “Eline tüfeğini alıp, fişeklikleri göğsüne çaprazlamasına asıp, atını üstlerine sürse, kasabanın sokaklarında ölüm saçarak, önüne geleni yağmalayarak, yakıp yıkarak dolaşsa, kasabayı yerle bir etse bile, gözlerinden okunan bu sevginin ürküttüğü kadar ürkütmezdi onları.” Bu roman, aşkın yırtıcı inceliğine inanan tiryakilere sesleniyor: “Şiddetin kol gezdiği bir dünyada aşkınızı nereye gömersiniz?”

Kör Baykuş, Sadık Hidayet, Yapı Kredi Yayınları, 100 sayfa

kor-baykus-sadik-hidayet

Bu romanı anlatması çok zor. Çünkü zamandan, mekandan, çoğu ez de olaylardan kopuk aynı zamanda da ağır bir bunalım kitabı. Modern İran Edebiyatı’nın önemli isimlerinden biri olan Sadık Hidayet’in karmaşık ve karanlık olarak niteleyebileceğimiz eseri. Basitçe yüreği acılarla dolu, hem ruhsal hem fiziksel bir takım hastalıkla boğuşan bir kişinin ağır, acı dolu, yorucu ve bazen de ürkütücü düşüncelerini anlatıyor…

Yitik Adanın Öyküsü, Jose Saramago, Kırmızı Kedi, 320 sayfa

yitik-adanin-oykusu-jose-saramago

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar José Saramago‘nun romanı. İber Yarımadası anlaşılmaz bir şekilde anakaradan ayrılmıştır. Dünyanın her yerindeki gazeteler Yarımada’nın o tarihi fotoğrafını kocaman manşetlerle yayınlarken birbirinden ilginç rastlantılarla bir araya gelen beş kişinin her biri de bu kopuşun kendi davranışlarının sonucu olduğunu düşünmektedir. İki atla bir köpeği de yanlarına alarak koyuldukları serüvende, bir karaağaç dalı ile toprağa şekiller çizen Joana Carda, yerin sarsıldığını duyan Pedro Orce, sürekli sığırcıklar tarafından takip edilen José Anaiço, çok ağır bir taşı denize attığının nasıl görüldüğüne bir türlü akıl erdiremeyen Joaquim Sassa ve tavan arasında bulduğu bir çorapla uğraşıp duran Maria Guavaira

Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk, Maia Szalavitz, Bruce D. Perry, Okuyan Us Yayınları

kopek-gibi-buyutulmus-cocuk

Bruce D. Perry, çocuk psikolojisi ve travma üzerine uzmanlaşmış bir psikiyatrist olarak, yıllar içerisinde deneyimlediği sarsıcı, yaralayıcı aynı zamanda ilham verici, en önemlisi sevmek ve kaybetmek üzerine çok şey öğreten iyileşme hikayelerini anlatıyor. Kitap, çocukluktan başlayarak hayatımız boyunca hissettiğimiz iyi kötü bütün duyguları tekrar tanımlıyor ve kendi duygularımıza, sevdiklerimizin duygularına bakışımızı yeniliyor. Kitaptaki hikâyeler insanda empatinin nasıl oluştuğu ile birlikte bunun tersi zalimlik ve kayıtsızlığa yol açan şartların ne olduğunu anlamamız konusunda bize yol gösteriyor. Çocukların beyinlerinin nasıl geliştiğini ve çevrelerindeki yetişkinler tarafından nasıl belli kalıplara sokulduğuna şahit oluyoruz. Ayrıca bu hikâyeler cehalet, fakirlik, şiddet, cinsel taciz, kaos ve kayıtsızlığın yeni gelişen beyinlerde ve küçük çocukların karakter oluşumunda ne gibi etkileri olduğunu ortaya seriyor.

Hauptbahnhof’dan Bir Trene Bindim, Erje Ayden, Piramid Yayınları, 132 sayfa

hauptbahnhofdan-bir-trene-bindim

Bol küfürlü bir roman olduğunu baştan belirtelim. Bukowski sevenlerin çok seveceği türden. Sokak kızları, sosyetikler, askerler, Almanlar, sahte pasaportlar… Bitmez tükenmez ikili üçlü, beşli seks sahneleri… Makinalı tüfekler, tecavüzler… Göçmen büroları, Luger silahlar, güzel kızlar, tele kızlar… Oran, Barselon, Pennyland… Araplar, İrlandalılar, Yunanlılar, Türkler… Para hikayeleri… Castro’nun asileri… ve daha neler neler…

Baobab Ağacına Yolculuk, Wilma Stockenström, Everest Yayınları, 130 sayfa

baobab-agacina-yolculuk

Kitabın anlatıcısı eski-köle bir kadın. Afrika’nın içlerine yol alan bir sefer sırasında, bir kaza sonucu tek başına kalan ve vahşetin dur durak bilmediği dünyada çareyi ormanın derinlerine çekilmekte bulan kadın, dev bir baobab ağacının kovuğuna sığınıyor. Zaman içinde bir yandan korkunç geçmişiyle hesaplaşırken bâkir doğanın gücüyle arınan, kişiliğini, cinsel kimliğini, ağacını, hayvanları ve dünyayı yeniden tanıyan kadının mücadelesi bir türlü bitmiyor…

Tatar Çölü, Dino Buzzati, İletişim Yayıncılık, 232 sayfa

tatar-colu-dino-buzzati

İç karartıcı Bastiani Kalesi’ne vardığında genç teğmen Giovanni Drogo tarifsiz bir sıkıntıya kapılır. İlk görev yeri olan bu kaleyi bir gece bile kalmadan terk etmeyi ister, ama harekete geçemez. Sonunda en fazla dört ay kalabileceğine karar verir. Alışkanlıkların uyuşturucu etkisi, askerlik gururu, gündelik ritüellerle dolan bir hayat boşluğuna bağlanması ve Tatar Çölü’nün vahşi cazibesi bu dört ayı yıllara çevirir. Giovanni Drogo kimsenin gelip geçmediği, öte tarafında ne olduğunu, kimlerin yaşadığını bilmediği bir çöl sınırını beklemeye bırakır kendini…

Tarumarname, Meriç Eryürek, Epsilon Yayınları, 640 sayfa

tarumarname

Aşkın, okültizmanın ve kadim sırların romanı. Nev’i şahsına münhasır “tanzimat tipi” Tevfik Efendi ve bu efendinin acaib-ül garayıb irfanıyla perişan ettiği beyzade Kıyam Bey‘in İstanbul’dan Kahire’ye, Paris’ten New York’a, musibetten musibete uzanan maceraları. Bir tarafta Galata Ritüeli’nde palûze edilmiş şehzade Halim, Eskişehir’de havaya uçan tren vagonları, çöken piramitler, cereyana kapılıp çarpılan Tesla ve Edison, infilak eden malikâneler, yanan saraylar, yıkılan tapınaklar ve olanları gölgelerden seyreden karanlık Seth Teşkilatı… Öteki tarafta okültizma ritüelleri, büyü celseleri, simya deneyleri, pertavsızlı arkeologlar, simetri tutkunu bir haham, piramidinden uzak kalmış bahtsız mumya Amen-Ra, parlamentoyu barutla berhava etmeye çalışan Guy Fawkes, duran taşların sırrını keşfeden fizik âlimi Al Harazmi, satranç oynayan yeniçeri heykeli ve sonsuz yaşama kavuşmak için kendini mumyalayan hekim Albertino Ferrante… Tekmilinin ortasında bu hengameyi orkestra şefi misali yöneten, kendine okültizma ilminin yaşayan en le grande üstadı unvanını yakıştıran Tevfik Efendi. Tevfik Efendi’nin peşinde kainatı tarumar edecek nihai ritüeline mani olmaya ant içmiş eli palalı bedeviler, piştovlu zabitler, yeraltı örgütleri, Osmanlı hafiyeleri, suikastçi rahipler, Tuaregler, Fransız lejyonerleri… Ve, elbette, belanın yıldırımını yağmurda paratoner misali çekmekle mükellef biçare dostu Kıyam Bey

Amok Koşucusu, Stefan Zweig, Can Yayınları, 189 sayfa.

amok-kosucusu-stefan-zweig

Stefan Zweig daha üniversite yıllarında yaşamanın bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini söyleyen, ilk evliliğinde karısını kendisiyle birlikte intihar etmeye zorlayan ancak daha sonra bundan vazgeçen, bu isteğini İkinci Dünya Savaşı sırasında ikinci karısıyla başaran, yani intihar konusuna hayatı boyunca kafa yoran bir yazar. Yaşadığı süre içerisinde yazdığı tüm romanlara da bu intihar olgusu üzerine düşüncelerini ve hislerini yansıtmış elbette. Amok Koşucusu kitabı da bunlardan birisi. Kitapta yer alan öykülerin ortak noktası intihar. İnsanı en zayıf ve savunmasız yönleriyle ele alan, Zweig’in gerçek yaşamından da izler taşıyor.

Okumak güzeldir 🙂

3 comments

  1. Aynen benim de okumadığım çok kitap var burada, nereden bulucaz onu da bilemedim. Mesela Jack London’un İntihar diye bir kitabı olduğundan haberim bile yoktu. Gerçekten değişik bir liste olmuş. Teşekkürler 🙂

Bir Cevap Yazın