görsel Chaplin, Göç ve Fırsatlar: The Immigrant

Amerika’ya Giriş

1

1917 yapımı bir Charlie Chaplin filmi olan The Immigrant’ın başlangıç sahnesinde büyük bir yolcu gemisini ve bu geminin güvertesindeki göçmen yolcuları görürüz. Hallerinden memnun olmayan ve oldukça uzun bir süredir yolda olduklarını anladığımız bu insanlar umduklarını başka bir yerde; Amerika’da bulmak için göç etmektedirler. Chaplin’in canlandırdığı karakter, gemide genç bir kadına yardım eder ve bu olaydan bir süre sonra kara gözükür, gemi limana yanaşır. O sahneyi unutulmaz kılan; ironiyi ve göçmenlerin umudunun yarısını barındıran şu cümle olur: “The arrival in the land of liberty (Özgürlük ülkesine varış)”. Göçmenler “Özgürlükler Ülkesi”ne varışlarını büyük bir heyecanla karşılarlar. Fakat gemiden inmeden bütün göçmenler halat yardımıyla bir köşeye toplanırlar. Daha sonra ise evrak işlemlerini yapan memurlar tarafından birer ikişer bırakılırlar. Böylece Amerika onlara ilk dersi verir: “Özgürlükler ülkesi, özgürlük üzerine kurulmamıştır.”

22

Filmde göçmenlerin evrak işlerini yapan memurların sert-bürokratik tavırlarına ve mimiklerine şahit oluruz. Chaplin bu durumun eleştirisini ve göçmenlerin halatla sıkıştırıldıkları köşedeki çaresizlerini resmederken her zaman yaptığını gibi komediyi de işin içine katar. Politik bir eleştiriyi, komedi içine eritebilme ustalığı, Chaplin’i, sinema dünyasında ayrı bir yere koymamız için yeterlidir. Frankfurt Okulu düşünürleri bile sinemanın bir sanat olarak ele alınamayacağına vurgu yaparlarken, Chaplin’i ve filmlerini istisna olarak bir köşede tutarlar:

“İlginç bir şekilde Adorno ve Horkheimer Brecht’le ‘şaşırtan’ sanat eleştirisini paylaştılar; ancak Brecht’ten farklı olarak ve Chaplin için bir istisna yapmalarına rağmen boks, vodvil, sirk ve kaba komedi gibi popüler formları onaylamadılar.” (Stam, 2014: 79-80).

Amerika’ya Yapılan Göçlerin Nedenleri ve Kesişen Fırsatlar Teorisi

Göç; algıdaki değişim ile başlayan, mekânda yer değiştirme ile devam eden ve varılan yere uyumla tamamlanan bir süreçler bütünüdür. Göçün bu anlamdaki “aktörü”, değişime bağlı olarak davranan, süreçleri başından sonuna dek yaşayan, sonuçlarını tüm olumsuzluğu ile birlikte yıllarca göğüsleyen “insan”dır. Göç, çeşitli etkenlerin insan zihninde meydana getirdiği istemli/kasıtlı ya da istemsiz güdülenmelerin, mekânda yer değiştirme amacıyla eyleme dönüşümü ile başlar. Mekânda yer değiştirme, konma, konaklama, yerleşme, uyum ve bütünleşme aşamalarıyla devam eder. Göç edilen, yerleşilen yerde uyum gerçekleşemediği sürece göç eylemini tamamlanmış kabul etmek eksik olur; çünkü vardığı yere uyum sağlayamamış birey, aile ya da grup potansiyel bir göçmendir. İlk fırsatta yeniden yer değiştirme eğiliminde olacaktır (Çakır, 2011: 131).

Filmde göçmenlerin Amerika’ya göçmelerini kesişen fırsatlar teorisi ile açıklamamız mümkündür. Samuel Andrew Stouffer tarafından ileri sürülen “kesişen fırsatlar teorisi”ne göre belirli bir kentsel alana göç eden insanların yoğunluğu o yerde karşılaşılan fırsatların bolluğu ile yakından alakalıdır. Ülkemizde büyük kentlere yaşanan göçlerin analiz edilmesinde bu teorinin önemli bir açıklayıcı rolünün olduğu söylenebilir. Gidilen bir yerde iş imkânlarının bol ve cazip olması orijinal yerleşim yerinden çok sayıda insanında göç sürecine dâhil edecektir. Belirli bir zaman sonra kente göç eden insanların bireysel veya grup olarak meydana getirdikleri girişimler (iş yeri açmak gibi) ayrıca yeni göç edenler için bir cazibe unsuru haline de gelebilmektedir (Komisyon, 2012).

Göçmen hareketlerini belirleyen en önemli özelliklerden biri de göç edilen yerin göçmenlere sunduğu kolaylıklar ya da alışma sürecinde göçmenlerin bulundukları yere uyum sağlama aralıklarıdır. Bu hem göçün kalitesini hem de göçmenlerin yer değiştirme hareketlerini belirleyen önemli bir unsurdur. Amerika kıtası, keşfedildiğinden beri yoğun olarak göç almış ve almaya devam etmiştir. Bu göçlerin büyük bir kısmını 1940’da ortaya atılan; kesişen fırsatlar teorisine göre değerlendirmemiz mümkündür. Göçmenler, ‘nasıl olsa bize göre de bir iş –bir şeyler- vardır,’ düşüncesiyle ve ekonomik yatırımların fırsata dönüştürebileceğini umarak Amerika kıtasına göç etmektedirler.

33

Bu durum, Türkiye’den Almanya’ya işçi olarak göç eden ya da iç göç örneği olarak İstanbul’a göç eden göçmenlerin göç nedenlerine benzetilebilir. Türkiye’den Almanya’ya 1950’li yıllardan itibaren yoğun olarak başlayan göç akınının esası ekonomik sorunlardan kaynaklanmaktadır. Göç eden yurttaşlarımızın ilk düşünceleri, belli bir süre bu ülkelerde çalışıp para biriktirmek ve bu suretle kendi ülkesinde geleceğini güvence altına alacak yatırımlar yapabilmekti. Gurbetçilerimiz göçün ilk yıllarında arsa, ev, bağ, bahçe, tarla, traktör, biçerdöver gibi yatırımlara yöneldiler. Almanya’daki yaşantılarına geçici gözüyle bakan göçmen isçiler sosyal yaşamlarını kısıtlayarak ve şartları zorlayarak daha çok birikim yapmaya çalıştılar. Büyük bir kesim yerleşme düşüncesinde olmadığı için ailesini getirmemiş ve bekâr olarak yaşamayı tercih etmiştir (Yıldırım, 2005).

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Araştırma Müdürlüğü’nün 2004 yılında yayımladığı “Sosyal Doku Projesi İstanbullu Olma Bilinci Araştırması”nın sonuçları İstanbul’a yapılan göçlerin temel nedeninin ekonomik olduğunu ortaya koymuştur: “İstanbul’a geliş sebebi sorulduğunda, deneklerin yüzde 78.4’ü ekonomik (iş bulma, iş kurma, ticaret) sebeplerle geldiğini belirtmiştir. Bunun yanı sıra, deneklerin yüzde 3.7’si çocuğunun eğitimi, yüzde 6.4’ü kendi eğitimi, yüzde 6.5’i evlilik, yüzde 4.7’si zorunlu göç (kan davası veya terör) gibi nedenlerle İstanbul’a geldiğini belirtmişlerdir.” (Komisyon, 2004).

The Immigrant filmindeki göçmenlerin Amerika’ya göç etme nedenlerinin ekonomik kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Kimi zaman ‘Fırsatlar Ülkesi’ olarak betimlenen Amerika’ya göç eden göçmenler şüphesiz bu fırsatlardan pay almak için Amerika’ya göç etmişlerdi. Filmi dikkatle incelediğimizde göçmenler arasında hiç parası olmayanını da bütün parasını Amerika’ya gelmek ve Amerika’da yerleşebilecek bir yer bulmak için biriktirmiş olanları da görürüz. Amerika çoğunlukla bu insanların son umududur. Fakat göçmenler göç ettikleri yere uyum sağlayamadıklarında –iç ve dış etmenlerden dolayı- bulundukları yeri terk ederek göç hareketlerine devam ederler. Kimi zaman da uyumdan çok bir asimilasyon sürecinin sonunda göçmenler bulundukları yere eklemlenirler.

Sonuç

Filmde genel itibariyle iki öykü işlenmektedir: İlk öykü göçmenlerin üzerine dururken, ikinci öykü daha bireyseldir. İlk öyküden hareketle göçmenlerin asimilasyonları üzerine de birkaç şey söylenebilir.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM)’nün hazırladığı Göç Terimleri Sözlüğü’ne göre asimilasyon şöyle tanımlanır: “Bir etnik ya da sosyal grubun –genellikle azınlığın- diğer bir grupla uyumlu hale gelmesi. Asimilasyon, dil, gelenek, değer ve davranışlarda ya da hatta temel hayati çıkarlarda ve aidiyet duygusunda değişiklik olması anlamına gelir. Asimilasyon kültürel uyumdan daha ileri giden bir durumdur.” (Perruchoud, 2009: 3).

Göçmenlerin maruz kaldıkları –ya da bırakıldıkları- sorunlardan biri de asimilasyondur. Chaplin filmde asimilasyon olgusunu; kısa bir sahnede dirsek teması kurarak hem göçmenlerin hem de toplumsal sınıf içerisindeki insanların üzerinden anlatır. Filmin ikinci öyküsüne geçilmeden hemen önce karakterin lokantada yaşadığı şapka sorunu asimilasyona ve toplumsal sınıflar arası geçişlerde bireyin değişimine bir gönderme niteliğindedir. Karakter lokantaya girer ve yemek siparişini verir. Fakat garson ona şapkasını çıkarması gerektiğini işaret eder. Garsonun ne demek istediğini anlamayan karakter ise şaşkınca yanındaki adama bakar ve garsonun onu işaret ettiğini düşünür. Daha sonra garson birkaç kez daha şapkayı işaret eder, en sonunda şapkayı kendisi çıkarır ve masanın üzerine bırakır. Lokanta içerisinde şapka takılmaması konusunda bu kadar hassas olan garson bize yazılı olmayan ama toplumdaki bireylerce bilinen normları hatırlatır. Göçmenler gittikleri ülkelerde bu tür normlardan habersiz oldukları için filmdeki karakterin başına gelenleri yaşamaları olasıdır.

4

Kesişen fırsatlar teorisi; iş imkânlarının veya göçmenler için cazip olan diğer kaynakların fazla olduğu ülkelerin göçmen yüzdesinin diğer ülkelere göre daha fazla olduğunu savunur. “Bize göre de bir şey vardır,” vb. düşüncelerin göçmenlerin bu tür ülkelere göçünün kolaylaştırdığını söylemek mümkündür. Geçmişte de oldukça yoğun olarak göçmenlerin ziyaretine maruz kalan Amerika Birleşik Devletleri, son yıllarda yapılan bir çalışmaya göre dünya üzerindeki göçmenlerin en çok barındığı ülke konumundadır.

5

Kaynak: http://www.unhcr.org/52af08d26.html (Erişim Tarihi: 01. 01. 2016)

Kaynaklar:

  • ÇAKIR Sabri (2011). Geleneksel Türk Kültüründe Göç ve Toplumsal Değişme. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 24, Isparta
  • KOMİSYON (2012). TRA2’de Göç Olgusu: Sebep ve Sonuçlar Bağlamında Analitik Bir Araştırma, Serhat Kalkınma Ajansı.
  • KOMİSYON (2004). Sosyal Doku Projesi İstanbullu Olma Bilinci Araştırması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İnternet Erişim Tarihi: 01.01.2016).
  • PERRUCHOUD Richard (2009). Göç Terimleri Sözlüğü.
  • STAM Robert (2014). Sinema Teorisine Giriş, Ayrıntı Yayınları: İstanbul.
  • YILDIRIM Hakan (2005). Uluslararası Emek Göçü: Almanya’ya Türk Emek Göçü, Kamu-İş Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1. 

One comment

  1. Yazılarınızı tek tek okuyorum. Chaplin’in hiçbir filmini izlemedim ama bu yazınızdan sonra izleyeceğim. Sevgiler.

Bir Cevap Yazın