görsel Deer Hunter: İnsan Avı Başlasın…

Sadece Amerika’da değil, dünya genelinde etkileri hissedilmiş olan Vietnam Savaşı’nı epik bir dille anlatan (1978 yapımı) “The Deer Hunter”; 60’lı yılların sonunda Batı Prensilvanya’da küçük bir kasabada yaşayan yarı Rus, yarı Amerikan bir grup çelik işçisinin savaşın ardından yeniden hayat ve ölüm kavramlarını keşfetmelerinin hikayesi. Savaş sonrası her şeyin bittiğine ve düzeleceğine inanmış bir grup arkadaşın, savaşın kalıntıları arasında hayatlarını kurma mücadelesini anlatan film, farklı bakış açısıyla klasikleşmiş savaş filmlerinin arasında önemli bir yere sahip.


Filmin yönetmeni Michael Cimino, daha önceden hatırı sayılır bir yönetmenlik deneyimine sahip olmamasına karşın, bu film ile aralarında “En İyi Yönetmen” dahil 5 Oscar’ın sahibi oldu. Tabi filmin kadrosunda yer alan Robert De Niro, Christopher Walken, John Savage ve Merly Streep gibi isimleri de unutmamak lazım. Bütün bu Hollywood’un efsaneleşmiş oyucularının gençlik çağlarını izleyebileceğimiz bu film, aynı zamanda Christopher Walken’a 35 yaşındayken ilk Oscar’ını kazandıran film olma özelliğini taşıyor.


Film ana olarak üç bölümden oluşuyor. Filmin ilk bölümü; Michael (Robert De Niro), Steven (John Savage), Nick (Christopher Walken), Stanley (John Cazale), John (George Dzundza) ve Axel (Chuck Aspegren)’ın düğün ve askere gitme hazırlıklarıyla başlıyor. Bu bölümde bu altı arkadaşın hayatları, alışkanlıkları, kişilikleri ve umutlarına şahit oluyoruz. Tamamen Rus gelenekleriyle iç içe yaşayan bu kasaba halkı, aynı zamanda Amerikan kültürü altında asimile edilmiş bir topluluk izlenimi vermekte. İsimleri Rus kökenli olmasına karşın, “Nerelisin?” sorusuna şüphe duymadan “Amerikalıyım” diyebilecek kadar kendilerini Amerikalı olarak gören bu kasaba, Vietnam’a asker göndermenin şerefini yaşıyor. Hatta yer yer Rus adetlerinin görüldüğü Steven’nın düğününden sonra, üç arkadaşın (Steven, Nick ve Michael) askere uğurlama partisi tam Amerikan stilinde  gerçekleştiriliyor.


Steven, yeni evlendiği eşinden 3 gün sonra ayrılacak olsa da; Nick hayatında istediği her şeyin bu kasaba da olduğunu belirtse de, üç arkadaş da askere gidebiliyor olmanın gururunu taşıyorlar. Filmin ana temasının savaş olmasına karşın, bir yandan da başka bir yanda aşk hikayesine tanık oluyoruz. Aynı evi paylaşacak kadar yakın olan Nick ve Michael’in aynı kadını seviyor olmaları onları rekabete sürükleyeceğine, birbirlerine daha da yakın olmalarını sağlıyor. Linda’yla (Merly Streep) sevgili olan Nick, gitmeden hemen önce ona evlenme teklif ederek, döneceğinin bir şekilde sözünü veriyor.


Filmin ilk bölümünde yer alan geyik avıyla ölüm ve hayat kavramlarını karakterlerin gözünden bir daha görmüş oluyoruz. Michael’ın öldürmeden önce geyiğin gözlerine uzun uzun bakması ve “tek atış” tabir ettiği, o en zor atışı yapabilmesi ile aralarında en güçlü karakterin Michael olduğunun sinyallerini alıyoruz. Filmin ilk bölümü avdan sonra barda hüzünlü bir havada içkilerin son içkilerin içilmesi ve veda ile son buluyor.


Filmin ikinci bölümü, bombalanan bir kamp ile açılıyor. Sakin kasaba görüntülerinden bir anda şok edici kanlı savaş görüntülerine geçiş yapılıyor. Savaşın acımasızlığı gözler önüne seren sahneler ilerlerken, üç arkadaşın esir düşüşünü ve Michael’ın, o küçük kasabadan gelip savaşın içinde akıllarını kaybetmek üzere olan arkadaşlarına yardım çabalarını izliyoruz.  Vietnamlı askerlerin eğlence için esirlere Rus ruleti oynattığı sahne filmin en akılda kalıcı sahnelerinden biri olma özelliği taşıyor. Bir şekilde esir kampından kurtulan arkadaşlar daha sonra savaş yüzünden karmakarışık olmuş ülkede birbirlerinin izini kaybederken filmin bu bölümü de son buluyor.


Filmin son bölümü, Michael’in yaşadığı kasabaya geri dönmesi ile başlıyor. Michael döndüğünde her şey eskisi gibi kaldığı yerden devam ediyormuş gibi görünse de hiçbir şeyin aynı olmadığını farkediyor. Tanıdığı herkes aynı hayata devam etse de, kendisinin aynı kişi olmadığını farkediyor. Evinde kalamıyor hatta kendi için için düzenlenen hoşgeldin partisine bile katılamıyor. Michael’ın kasabadan ilk iletişime geçtiği kişi Linda yine oluyor. Linda ise Nick’in gidişinden sonra hayatındaki boşluğa yuvarlanmış bir şeklide teselliği Michael’ın kollarında buluyor. Linda, Michael dışında kasabada değişiklik hisseden tek karakter olarak karşımıza çıkmakta.


Michael, Vietnam’da izini kaybettiği Steven’nın da kasabaya döndüğünü öğrenmesiyle, arkadaşlarını arayışı başlar. Steven’ı görmeye gittiğinde artık onun da eskisi gibi olmadığını farkeder. Ancak Steven’nın değişimi daha çok fizikseldir. Bacaklarını ve tek kolunu kaybeden Steven, belki de Michael’ın düşündüğünün aksine savaşı ruhsal olarak en iyi atlatan kişidir.


Tüm bu değişimler olurken, savaştan en fazla etkilenen kişinin Nick olduğu ortaya çıkıyor. Nick, Vietnam’ın arka sokaklarında Rus ruleti mafyasının içinde kaybetmiştir. Michael, sorumluluk duygusuyla Nick’i geri getirmek için Vietnam’a döndüğünde, karşısında eski arkadaşı değil, aklını kaybetmiş bir Rus ruleti oyuncusuyla karşılaşır. Nick ile Michael arasındaki gizli rekabetin ilk kez ortaya çıkışı da son Rus ruleti oyunuyla doruğa ulaşıyor. Nick, Michael’a meydan okumaktan çok sahip olduğu her şeyi ona armağan eder bir tutum içindedir. Belki de dönse her şeyin eskisi gibi olmamasından korkmaktadır.


Bir düğün sahnesiyle açılan film, bir cenaze sahnesiyle son buluyor. Yönetmen Cimino, bize hayatın akışını bir başlangıç ve bir de son ile sunmakta. İçine sıkıştıkları küçük kasabada Rus benliklerinden uzaklaşıp kendilerini tamamen birer Amerikalı olarak gören bu insanlar, yeri geldiğinde Amerika için şehit vermekten gurur duyuyorlar. Filmin son sahnesinde arkadaşlarını bir Amerikan marşı eşliğinde anarlarken, artık bu kasabanın ne denli Amerikanlaştığını ve kendi kültürlerinden uzaklaştığını anlamış oluyoruz.

Keyifli izlemeler 🙂

Bir Cevap Yazın