görsel Dostoyevski’den Notlar: Hayatı ve Eserleri

Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama Tolstoy’un Rus Edebiyatı’nda daha saygın bir yeri olduğunu hatırlıyorum. Ama ben her zaman Dostoyevskici’yimdir. Çünkü bana göre hiç kimse Dostoyevski kadar derine vuramaz. İnsanın derinliklerini anlatamaz. İç dünyamızı, karanlıklarımızı ortaya seremez…

“İnsanların çoğu, en iyi arkadaşını alçalmış görmekten mutlu olur. Genellikle arkadaşlıkların bu temele inşa edildiğini de söylemek abartı olmaz. Bütün düşünen insanlar, bu eski gerçeği bilir.”

Yeraltından Notlar

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 11 Kasım 1821’de Moskova’da doğmuş, 9 Şubat 1881’de San Petersburg’da vefat etmiştir. Çocukluğunu sarhoş bir baba ve hasta bir anne ile geçiren Dostoyevski, babasının baskıcı tutumu, sıkı disiplini, annesini ve kız kardeşini sürekli dövmesi, sürekli sarhoş olması ve cimriliği nedeniyle “Kim babasını öldürmek istemez,” ki dese de babası gerçekten vefat ettiğinde bir zamanlar O’nun ölmesini istediği için ağır pişmanlık yaşamış, uzun dönem depresyona girmiştir. Hatta bu nedenle “Karamazov Kardeşler”i yazma gerekçesi de Freud tarafından bu baba figürüne bağlanır…

“Baba! Bu ne büyük bir kelimedir; bu isim, özünde ne muazzam bir varlık taşır.”

Karamazov Kardeşler

Dostoyevski, babasının zoruyla askeri mühendislik okuluna gider, ancak buradan nefret ettiği için iki yıl bile kalmadan ayrılır. Çevresinin de etkisiyle devlet karşıtı, solcu ve ilerici bir yazar olarak kendini romanlarına adar. Bir gün katıldığı bir eylemde tutuklanarak 8 devrimci arkadaşı ile birlikte idama mahkum edilir. Tam idam edilecekleri sırada bir fermanla Çar tarafından affedilip Sibirya’ya sürgüne gönderilir. Sürgün yıllarında okuyabildiği tek kitabın İncil olması, – 40 derece soğukta, adi bir suçlu gibi saçlarının yarısı kesik ve alnında damga ile yıllarını geçirmesi, tüm siyasi ve dini görüşünü değiştirir. Sürgünden sonra 5 yıl zorunlu askerlik yaptıktan sonra serbest kalır ancak yaşadıkları O’nu artık milliyetçi ve muhafazakar biri haline getirmiştir.

Dostoyevski; mutsuz aile hayatı, sürgün yılları, aşk ilişkilerinin karmaşıklığı, ihanete uğraması ve en önemlisi de tüm bu yaşadıklarının hayatında sıradanlaşmasının yarattığı derin üzüntüyü “Dinmek bilmeyen bir ıstırap” olarak niteler. Bu nedenle romanları derin duygularla boğuşan karakterlerle, karakterlerin bitmek bilmeyen sorgulamaları, pişmanlıkları, merhamet duyguları, taşkın istekleri ve şiddetli iç hesaplaşmaları ile doludur. İyilerin mutlaka çok geçmeden ortaya çıkan bazı karanlık yönleri vardır… “İnsanlığı bir bütün olarak ne kadar seviyorsam tek tek birey olarak o kadar nefret ediyorum” sözünü her romanında farklı şekillerde dile getirir…

“Hepiniz birer gevezeden ve farfaracıdan başka bir şey değilsiniz! Küçücük bir acınız olsa, on paralık yumurtası için ortalığı birbirine katan tavuklara dönersiniz! Üstelik burada bile başka yazarların düşüncelerini çalansınız! Ruhlarınızda bağımsız bir yaşamdan iz bile yok! İspermeçten yapılmış yaratıklar! Damarlarınızda da kan yerine serum dolaşıyor! Hiçbirinize inanmıyorum! İlk işiniz, ne pahasına olursa olsun insana benzememektir.”

Suç ve Ceza

20. yüzyıl edebiyatına yön vermiş (hatta kimilerine göre 21. yüzyıla da), psikolojik romancılığın başlangıcı sayılan Dostoyevski’nin en ünlü romanı “Suç ve Ceza” sayılsa da bana göre en iyi en iyi romanı “Karamazov Kardeşler”dir.

“Başıboş kalınca hemen tapınacağı bir Tanrı bulmak insanın en büyük kaygısıdır. Bu zavallı yaratıkların tasası yalnız senin benim için tapınacağımız bir varlık bulmak değil, herkesin ve ille ‘hep birlikte’ imanla baş tacı edecekleri birini bulmaktır. İşte bu ortaklaşa tapınma ihtiyacı hem tek tek, hem toplu olarak bütün insanların ta ilk yüzyıllardan beri başlıca ıstırap konusu olmuştur. Toplu tapınma yüzünden birbirlerinin kanına girerlerdi. Kendilerine birtakım tanrılar icat ederler, birbirlerine, ‘Tanrılarınızdan vazgeçin, bizimkileri kabul edin: yoksa sizi de, Tanrılarınızı da yok ederiz!’ derlerdi. Bu, kıyamete kadar böyle sürüp gidecektir.”

“İşin garip, şaşmaya değer yanı, Tanrının gerçekten var olması değil, böyle bir fikrin, Tanrı ihtiyacı fikrinin, insan gibi vahşi, zararlı yaratığın kafasında yer edebilmesi… Bu derece kutsal, duygulandırıcı, yüksek ve insana onur veren bir düşüncedir bu.”

“İnsanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.”

Karamazov Kardeşler

Bazı kaynaklar yazarın “Karamazov Kardeşler”i biriken kumar borçlarını ödemek için yazdığı bildirilmektedir. Pek çok maddi/manevi sorunlara yol açsa da bu alışkanlığı bırakamama nedenini de “Kumarbaz” kitabında “Aslında merak ediyorum, şimdiye kadar oyun masasına yaklaşıp da batıl bir inanca saplanmayan biri var mıdır acaba?” sözleriyle açıkladığı düşünülebilir.

Yazarın en çok tartışılan kitabı ise “Yer Altından Notlar”. 

Ben hasta bir adamım… Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım. Doğrusunu isterseniz, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını tam olarak biliyorum. Tıbba, hekimlere saygı duymakla birlikte, simdiye dek tedavi olmadığım gibi, bundan sonra da böyle bir şey düşünmüyorum. Üstelik boş inançları olan bir insanım, hem de tıbba saygı duyacak kadar. (Oldukça iyi bir öğrenim gördüm, boş inançlara inanmamam gerekirdi, ama inanıyorum işte.) Hayır, hayır, salt hıncımdan dolayı tedavi olmak istemiyorum. Siz bunu anlayamazsınız. Ama ne ziyanı var, ben anlıyorum ya! Bu huysuzluğumla kime kötülük edeceğimi açıklamak elimde değil, bunu ben de bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, o da tedaviden kaçmakla hekimlere bir “zarar veremeyeceğim”, olsa olsa bütün zararı kendimin çekeceğidir. Yine de hıncımdan tedavi olmuyorum! Karaciğerim ağrıyormuş, varsın daha beter ağrısın!

diye başlayan eser, kişisel sorgulamalarının ve iç hesaplaşmalarının en üst doruklara çıktığını gösteren bir başyapıt değerindedir.

Hala okumadıysanız, hangisi olduğu fark etmeksizin mutlaka bir Dostoyevski kitabı alıp okumalısınız…

Ya da “Dostoyevski okuduğumdan beri huzurum yok” diyen Cemal Süreya gibi huzurunuzu bozmak istemiyorsanız, hiç başlamamalısınız…

2 comments

  1. Dostoyevski okumanın en tuhaf yanlarından biri de , artık çok başka bir boyuta geçmiş olma duysunu hissetmek ve bir daha başka yazarların kişide aynı hazzı uyandırmayacağı korkusuna kapılmaktır.

  2. Ben Tolstoy’u daha çok beğeniyle okuyanlardanım.Dostoyevski denilince bende iki kitabı derin iz bırakmıştır.”Suç ve Ceza,Karamazov Kardeşler”

Bir Cevap Yazın