görsel En İyi Aşk Romanlarından Tavsiyeler

Bu yazıda, okuduğum en iyi aşk romanlarını derledim. Bir romanı “aşk romanı” diye sınıflandırmak ne kadar doğru, doğruysa aşağıda yer alan bazı kitaplara haksızlık olur mu? Bilemiyorum. Nitekim listede yer alan her kitap, anlattıkları aşk hikayelerinin yanında yazıldığı dönemin insanları ve yaşantısı hakkında tarihsel bilinç oluşturabilecek niteliğe sahip.

“‘Benim beklediğim aşk başka!’ dedi. ‘O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkânsız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey.” s.107 – Kürk Mantolu Madonna

Sabahattin Ali – “Kürk Mantolu Madonna”

Aşk romanı denilince ilk aklıma gelen -pek çok kişi gibi- Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna“sı. Bu kitabın neden bu kadar popüler olduğunu, okumayan bilmez. Aşkı ve yalnızlığı hem kadının hem erkeğin gözünden en iyi anlatan romanlardan biridir. Hayatını hep başkalarının istediği gibi sürdürmüş, içine kapanık hatta melankolik biri olan Raif Efendi‘nin yıllar önce Almanya’da yaşadığı ve Kürk Mantolu Madonna olarak tanıdığımız Maria Puder ile arasında geçen aşkı anlatır. Okumanız gereken en önemli eserlerden de biridir.

Sabahattin Ali – “İçimizdeki Şeytan” ve “Kuyucaklı Yusuf

Sabahattin Ali’nin diğer iki romanı olan “İçimizdeki Şeytan” ve “Kuyucaklı Yusuf” ise başlı başına aşk romanı sayılmasalar da içerisinde zorlu aşkların anlatıldığı eserlerdir. “İçimizdeki Şeytan”, anlattığı aşk öyküsünün arkasında İstanbul’un eski entelektüel çevresini eleştirirken, “Kuyucaklı Yusuf” aşk öyküsüne başlamadan önce Anadolu insanının en gerçek yüzünü toplumsal-gerçekçi bir üslupla önümüze serer. Aşk, bu kitaplarda kurgunun en önemli kilit noktasıdır.

Halide Edip Adıvar – “Kalp Ağrısı” ve “Son Eseri” 

“Derler ki; aşk, birine seni yok etme kudreti verip bunu kullanmama hususunda ona itimat etmekmiş. Bana bu kudreti ne vakit verdin sen Feride, bilebilseydim keşke. Korkuyordum senden, ödümü patlatıyordu içime işlemen. Tehlikeli bir oyundu bu. İkimizde kanmaya hazır değil miydik bu yalancı bahara. Ya çiçeklenirsek Feride, kim solduracaktı bizi birbirimizden başka…” Çalıkuşu

Türk Edebiyatından Diğer Örnekler:

Türk edebiyatının diğer önemli aşk romanları arasında; Reşat Nuri Güntekin’den “Çalıkuşu”, Halid Ziya Uşaklıgil’den “Aşk-ı Memnu”, Namık Kemal’den “İntibah”,  Samipaşazade Sezai‘den “Sergüzeşt“, Necati Cumalı’dan “Zeliş” kitaplarını öncelikli olarak tavsiye etmek isterim. Bu kitaplar; yıllar önce okumama rağmen hiç unutmadığım ve aşk romanı okumak isteyenlerin öncelikli olarak edinmeleri gereken eserlerden bazıları. Her biri anlattıkları aşk hikayelerinin yanında Türk insanının ve dönemin hayat şekli ile ilgili derin bilgiler içeriyor ve dil açısından da engin bir Türkçe bilgisi kazandırıyor.

Özlem Narin Yılmaz – “Kapıyı İçerden Kilitledim”

Türk edebiyatında son yıllarda yazılan kitaplara baktığımızda, benim okuduklarım arasında en beğendiğim aşk romanı ise Özlem Narin Yılmaz’ın “Kapıyı İçerden Kilitledim” romanı. Roman; ünlü modacı Ruhi Sezer’in ölmeden önce Özlem Narin Yılmaz’dan kendi hayatını kitaplaştırmasını istemesi üzerine yazılmış. 1950’li yıllarda Beyoğlu’nda şapkacılık yapan çırak Ruhi’nin, Madam Marin sayesinde hayatının değişmesini, 2 yıl kaldığı Roma’da aldığı moda eğitimi sırasında Coco Chanel ile tanışmasını ve bu arada yaşadığı imkansız bir aşkı anlatıyor.

John Fowles – “Fransız Teğmenin Kadını” 

İngiliz edebiyatına bakarsak John Fowles’tan “Fransız Teğmenin Kadını”nın hiç abartmadan mükemmel bir aşk romanı olduğunu söyleyebiliriz. Kadınların görevinin ev işleri ve çocuk yapmak olarak görüldüğü bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah’ın özgürlüğe olan tutkusu ve toplumsal olanı umursamadan sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayışını anlatan roman; Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini çok iyi anlatıyor. Nabokov’un deyimiyle “belkemiğini titreten” kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenlerin okuması gereken bir eser.

D. H. Lawrence – “Lady Chatterley’in Sevgilisi

İngiliz edebiyatından bir diğer örnek ise D. H. Lawrence’in “Lady Chatterley’in Sevgilisi” isimli eseridir. Roman, yayımlandığı günden itibaren çeşitli tartışmaların odak noktasında yer almış aşk romanlarından biri olmuştur. Tartışmaların ortasında kalmasının nedeni romanın, önyargılı biçimde kadın ihaneti olarak yorumlanması, cinsellik içermesi ve kadını evlilik dışı gebeliğe yönlendirmesi… Ancak roman; savaşta yaralanarak kötürüm kalan Clifford’ın genç karısı Constance ile koru bekçisi Mellors arasındaki aşkı anlatmasının yanında, dönemin toplumsal ve siyasal yapısını, egemen sınıfların emekçi kitlelere karşı ezici, aşağılayıcı ve dışlayıcı yaklaşımını da anlatarak bence kendisini aklıyor.

Gustave Flaubert – “Madame Bovary

Fransız edebiyatından Gustave Flaubert’in “Madame Bovary“si ise okuduktan sonra unutmayacağınız aşk romanlarından bir diğeri. 19. yüzyılda Fransız kadınının kıstırılmış hayatını ve iç dünyasını şeffaf bir şekilde ele alırken, dönemin kadın-erkek ilişkilerine ayna tutuyor ve geleneksel ahlak anlayışı ile burjuva değerlerini güçlü bir şekilde eleştiriyor. Bir doktorla evlendikten sonra boğucu taşra yaşamı içinde sıkışıp kalan genç ve güzel Madam Bovary’nin mutsuzluğu bir kader olarak kabul etmemesi, okuduğu romanlardaki hayallerin ve tutkunun peşine düşmesi ve bu uğurda hiç bir fedakârlıktan kaçınmamasını temel alıyor. Hikâyenin gerisinde ise evlilik, cinsellik ve zenginlik kavramlarının derin sorguları var. Roman; 1857’de ilk kez yayımlandığında toplumun din ve ahlak anlayışını sarstığı gerekçesiyle yasaklanmaya çalışılmış. Bence bu romanı okumadan aşk romanı okudum demek de eksik kalır.

Rus Edebiyatından Örnekler:

Rus Edebiyatının en iyi aşk romanlarının başında elbette Tolstoy’un Anna Karenina‘sı, Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler”i vs. gelir ama Dostoyevski’nin “Karamazov Kardeşler”,  “Suç ve Ceza” ve “Budala” romanları da içerisinde mükemmel aşkların anlatıldığı eserlerdir. Ayrıca Aleksandr Puşkin’in “Yüzbaşının Kızı” kitabı; 17 yaşına geldiğinde babasının ısrarıyla askerliğini yapmak için Orenburg’a gönderilen ve burada Yüzbaşı Mironov’un kızı Maşa’ya âşık olan Pyotr Grinyov’un aşkı hikayesini ve bu hikayenin arkasında önemli tarihsel bir olay olan Pugaçov ayaklanmasını, Rusya’nın modernleşme sürecini anlatan önemli eserlerden birisidir.

Cengiz Aytmatov – “Cemile

Bir diğer çok beğendiğim aşk romanı, Kırgız edebiyatçı Cengiz Aytmatov’un “Cemile” kitabı.  Fransız şair Louis Aragon bu kitap için “Dünyanın en güzel aşk hikayesi” demiş. Belki o kadar abartmaya gerek ama aşk romanı okumak isteyenleri tatmin edecek büyüye sahip olduğu kesin. Cengiz Aytmatov’un biraz çıraklık dönem eserlerinden.

Gabriel Garcia Marquez – “Kolera Günlerinde Aşk

Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in “Kolera Günlerinde Aşk” kitabı ise aşk romanları adı altında yer alması gereken eserlerden bir diğer. Yarım yüzyıllık bir aşkın öyküsünü anlatan roman, aşkın; deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin lirik ve destansı şekilde ele alındığı, ayrıca taşra-kent arasındaki çıkmazları, çağdaşlaşma çabaları gibi çeşitli toplumsal konulara da yer veriyor.

Prosper Merimee – “Carmen

Aşk konusunda kısa bir roman tercih edenlere önerim: Prosper Merimee’den “Carmen“i tavsiye edebilirim. Bu eserin ilk olarak operasını izlemiştim. Ardından kitabını okudum. Kısacık bir kitap. Romantik dönem Fransız edebiyatının başeserlerinden birisi olan “Carmen”, tutkulu bir aşkın insanı nasıl tutsak ettiğini anlatıyor. Carmen, hiç bir erkeğe bağlanmayan çekici bir kadın; Jose Navarro ise aşkı uğruna askerlik görevine ihanet eden ve giderek hayduta dönüşen bir delikanlı. Jose’nin yakıcı tutkusu ile Carmen’in acımasız kararlılığının sonucu ise trajik bir cinayet… Çingenelerin yaşamı ile ilgili de ilginç bilgilere yer veren kitap İspanya kültürünü de sanki sokaklarında dolaşıyormuşsunuz gibi çok iyi anlatıyor.

Jane Austen – “Aşk ve Önyargı

Klasiktir ama aşk romanları diyince bahsetmeden geçemeyeceğim bir diğer eser; Jane Austen’ın “Aşk ve Gurur“u ya da diğer adıyla “Aşk ve Önyargı“. Bu iki isim arasında da anlamsız bir tartışma var. Kitabın orijinal adı “Pride and Prejudice” olduğundan elbette Türkçesi elbette Aşk ve Önyargı” olmalıydı ama yayınevleri ağırlıklı olarak “Aşk ve Gurur” olarak çevirmeyi seçmiş. Kitabın sayısız TV ve sinema uyarlamalarını da izleyebilirsiniz ama kitaptaki o derin anlatımı hiçbirinde bulamazsınız.

Aşk romanları ile ilgili benim tavsiyelerim bu kadar. Daha fazlasını tavsiye etmek isteyenler yoruma bırakabilir.

Okumak güzeldir 🙂

One comment

  1. Pride and Prejudice kelimelerinin Türkçe’ye doğru çevirisi Gurur ve Önyargı’dır, tartışma da yayınevlerinin kitabın satışını arttırmak için ismine aşk kelimesini eklemeye ısrar etmesinden kaynaklanmaktadır. Gurur ve Önyargı ismi kitabın içeriğini yansıtma konusunda Aşk ve Gurur’dan başarılıdır ve en önemlisi doğru çeviri budur.

Bir Cevap Yazın