görsel En İyi Dram Fimleri: 25 Mükemmel Öneri

Bu yazıda izlediğim ve etkisinden kurtulamadığım en iyi dram filmlerini derlemek istedim. İzledikçe yazının altına ekleme de yapacağım. Hepinize keyifli seyirler dilerim. Daha fazla film önerisi için beni Instagram da takip edebilirsiniz: https://www.instagram.com/entelaylak/

Yetimhane / Der Kommer En Dag (2016) – IMDb: 7,8

yetimhane

Jesper W. Nielsen‘in yönettiği insanı yürekten vuran bir dram filmi. Sadece erkeklerin kaldığı çok eski bir yetimhanede yaşanan içler acısı olayları anlatıyor. Tamamen gerçek olaylardan sinemaya aktarılan film, filmin yönetmeninin yıllar önce gözleriyle şahit olduğu olayları olduğu gibi aktarıyor. Duygusal tarafınız güçlüyse kesinlikle izlenmesi gereken filmlerden biri.

Son Şans / Southpaw (2015) – IMDb: 7,4

southpaw

Amerikalı yönetmen Antoine Fuqua’nın dram filmi. Acı bir aşk, korunması gereken gururlar ve unvanlar, yeniden doğuş, evin küçük kızı, yalnızlık fenomeni, hırslar ve profesyonel boks sahneleri… Bu haliyle klişe bir boks filminden ne farkı var diyebilirsiniz ama emin olun izlerken gözyaşlarınız boğazınızda düğümlenecek. Başrolde Jake Gyllenhaal var.

Onur Savaşı / The Hunt / Jagten (2012) – IMDb: 8.3

the-huntUnutamadığım filmlerden biri. Küçük bir kız çocuğunun ağzından çıkan bir sözle, bir anda pedofili ile suçlanan bir adamın, toplumsal kalıpyargılar ve klişelere karşı verdiği savaşı, onurlu duruşunu, çocuğun ve adamın gözünden anlatıyor. Mutlaka izlenmesi gereken Danimarka yapımı filmin başrolde ise muhteşem oyuncu Mads Mikkelsen var.

Hücre 211 / Celda 211 (2009) – IMDb: 7,7

hucre-211

Aslında belki de aksiyon filmleri listesinde olmalı ama aslında tam bir dram filmi. Daniel Monzon‘un yönettiği film, tek solukta izlenebilecek kadar sürükleyici, çarpıcı ve dramatik. Azılı katillerin olduğu bir hapishane’de çalışmaya başlayan bir gardiyanın ilk iş gününde, hapishanede ayaklanma çıkmasını ve bu gardiyanın bir anda tutukluların arasında kalmasıyla kendisini yeni mahkummuş gibi tanıtmak zorunda kalmasını ve hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Dışarıda hamile karısının bekleyişi ve hayatında hiç suç işlememiş bir adamın kendini inandırmak için muhteşem rol yapmak zorunda kalması… İspanyol sinemasının en iyi örneklerinden biri bence.

Biutiful (2010) – IMDb: 7,5

biutiful-film

Meksika’lı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarittu‘nun yazıp yönettiği dram filmi. Amerika yapımı olan film; bir yandan kanunsuz işler yapan bir yandan da sadık ve duyarlı bir baba olan Urban (Javier Bardem)’ın içler acısı öyküsünü anlatıyor. Kanuna aykırı işleri yüzünden başının derde girmesi, dağılan ailesi, çocukları, bakıcı sorunu, hastalığı ve yalnızlığı; izledikçe insanın içindeki umut hissini ortandan kaldırıyor. Karanlığın ve kasvetin üst seviyede kullanıldığı film. İzlerken sıkılır mısınız bilmem ama etkilenmemeniz mümkün değil. Film, Barcelona’da çekilmiş. Başrolde usta oyuncu Javier Bardem var.

Gizli Dünya / Room (2015) – IMDb: 8,2

room

Afişini 3. sınıf filmlere benzettiğim ama izledikten sonra kendi türü içerisinde oldukça başarılı olduğunu düşündüğüm dram filmi. İrlanda-Kanada ortak yapımı filmin yönetmeni; Lenny Abrahamson. Filmde 24 yaşındaki Ma (Brie Larson), 7 yıl önce Old Nick (Sean Bridgers) denilen bir adam tarafından kaçırılarak evinin arkasındaki küçücük bir kulübeye hapsedilir. Kaçırıldıktan iki yıl sonra Nick’in tecavüzleri sonucunda Jack (Jacob Tremblay) isminde bir oğlu olur ve 5 yıldır da oğlu ile birlikte bu kulübede kalmaktadır. Bir gün bu kulübeden büyük bir güçlükle kaçar ve ailesinin yanına sığınır. Ancak bu sefer de 5 yaşına kadar gün yüzü görmemiş oğlunun gerçek hayatla tanışmasının güçlüğü ile mücadele edecektir.

Hatırla / Remember (2015) – IMDb: 7,4

Atom Egoyan‘ın yönettiği duygusal-dram filmi. Kısaca Yahudilerin Nazilerden öç alma hikayesi diye özetlenebilir. Hikayenin kahramanı 90 yaşında demans hastası Zev, isminin anlamı “Kurt”. Kendisi gibi yaşlı olan bir hastane arkadaşının verdiği talimatlarla geçmişinin intikamını almak üzere yola çıkıyor. Oyunculuklara ve merak duygusunu sürekli kılan kurgusuna bayıldım. İzleyecek olursanız şu alıntıyı unutmayın “Bir yalanı yaşamak hayat değildir.”

Experimenter (2015) – IMDb: 6,6

experimenter

Michael Almereyda‘nın yazıp yönettiği biyografik dram filmi. Ünlü psikolog Stanley Milgram‘ın 1961’de yaptığı gerçek bir deneyi konu alıyor. İnsanlar üzerinde elektroşok deneyleri uygulayan Milgram, bu şekilde insanların davranışlarının ve itaatkarlıklarının nasıl değiştiğini gözlemlemeye çalışıyor. Başrollerde Winona Ryder, Taryn Manning ve Peter Sarsgaard‘ın yer aldığı bu ilginç  film kesinlikle izlenmeye değer.

Locke (2014) – IMDb: 7,1

Yazan ve yöneten: Steven Knight. Filmin başrolünde ise tek isim var: Tom Hardy. Bugünlerde Taboo dizisinde mükemmel performans sergileyen Tom Hardy, bu filmde, baştan sona araba kullanırken çeşitli telefon görüşmeleri yapan bir adamı canlandırıyor. Sadece telefon görüşmelerinden oluşan film mi olur derseniz IMDb’den 7,1 aldığını hatırlatırım.

Buz, Kar ve İntikam / Kraftidioten (2014) – IMDb: 7,2

Norveçli yönetmen Hans Petter Moland’ın yönettiği film, Norveç’te geçen bir intikam öyküsünü anlatıyor. Oğlu uyuşturucudan ölen ancak oğlunun uyuşturucu kullanmadığına emin olan bir babanın, oğlunu öldüren uyuşturucu şebekesine ve bu şebekenin başındaki adama verdiği savaşı anlatıyor. Hikaye klasik, filmin sıradan tarafları da yok değil, ancak Norveç’in soğuk kışında çekilen kareleri, dünyanın en uygar ülkelerinden birinde yaşanan ve kendi adaletini kendisi sağlayan babanın sürükleyici hikayesi oldukça etkileyici.

İnatçılar / Rams / Hrútar (2015) – IMDb: 7,3

hrutar_film_rams

Grimur Hakonarson’un dram filmi. İzlanda’nın bir köşesinde, aynı arazide yaşayan, ancak 40 yıldır birbirleriyle kavgalı olan ve konuşmayan iki kardeşin bol hüzünlü hikayesini anlatıyor. Kardeşlerden birinin koyunlarının bulaşıcı hastalığa yakalanması üzerine yetkililerin mezradaki tüm hayvanlar için itlaf kararı alması sonucu birlik olmak zorunda kalan iki kardeşin öyküsü İzlanda’nın çetin kışı ile birleşiyor. Film; İzlanda’nın muhteşem coğrafyası ve nefes kesen manzaraları için bile izlemeye değer bence. Başrolleri Sigurður Sigurjónsson ve Theodór Júlíusson paylaşıyor.

The Reader / Okuyucu – IMDb: 7.6

Bernhard Schlink’in mükemmel romanından uyarlanan The Reader (Okuyucu); savaş sonrası Almanya’da genç bir adamın kendisinden daha yaşlı bir kadına duyduğu saplantılı aşkı ve o aşkın onu savaş suçları mahkemesine ve korkunç bir gerçeğe savuruşunu anlatıyor.

2008 yapımı filmin yönetmen koltuğunda The Hours (Saatler) filminden tanıdığımız Stephen Daldry var. Başrol için önce Nicole Kidman’la anlaşılmış ancak daha sonra Kate Winslet‘da karar kılınmış. Winslet‘e Oscar, Altın Küre ve Bafta ödülleri kazandıran filmin ilk 50 dakikası biraz ağır geçse de mükemmel detaylarıyla duygusal ve etkileyici bir yapıt ortaya çıkmış… IMDb: 7.6

Diren / Suffragette (2015) – IMDb: 6,9

suffragette

Sarah Gavron’un yönettiği film, kadınların oy kullanma hakkı üzerine çekilmiş en iyi filmlerden biri. Konuyu da hiç dolandırmamış,  olayı olduğu gibi anlatmış. Çok da güzel anlatmış. Başrollerde Carey Mulligan, Meryl Streep ve Helena Bonham Carter var.

Whiplash (2014) – IMDb: 8,5

whiplash

Küçük yaşlardan itibaren bateri çalan ve ülkenin en iyi müzik okulu Shcarffer Konservatuarı’na giren 19 yaşındaki Andrew’in okul hayatını ve kariyerini anlatıyor. Filmi aslında feminist çerçevede incelersem yerden yere vurmam gerek ama sinematografik çerçevede başarılı bulduğumdan önermeden geçemedim. İzlemeye değerlerden.

Mandalinalar / Tangerines / Mandariinid (2013) – IMDb: 8,3

mandalinalar-filmi

Gürcü yönetmen Zaza Urushadze’nin bol ödüllü dram filmi. Gürcistan-Estonya ortak yapımı olan film, Abhazya Savaşı‘ndan etkilenen insanların yaşamlarını konu alıyor. 1 saat 27 dk süren ve naif bir anlatımla klişe Hollywood savaş filmlerinden ayrılarak, topsuz, tüfeksiz ve cephanesiz görüntülerle, mandalina bahçeleri arasında savaşın anlamsızlığını, boşluğunu ve gereksizliğini beynimize yerleştiriyor. Başrolleri Mikheil Meskhi, Misha Meskhi ve Giorgi Nakaszhidze paylaşıyor. İzlemek mi? Özümsemek gerek…

Usta / The Master (2012) – IMDb: 7,1

usta_film

Boogie Nights ve There Will Be Blood filmlerinin yönetmeni Paul Thomas Anderson’un muhteşem dram filmi. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkesine dönen amaçsız, vasıfsız ve sorunlu bir eski donanma askeri olan Freddie‘nin başından geçenleri konu alıyor. 1950’li yıllara odaklanan film, The Cause tarikatının din temelli faaliyetlerinin Amerika çapında yayılmaya ve gitgide popüler olmaya başlamasını merkezine alan filmin, başrollerinde Amy Adams, Philip Seymour Hoffman ve Joaquin Phoenix var.

Kırık Çember / The Broken Circle Breakdown (2012) – IMDb: 7,8

the-broken-circle-breakdown

Felix van Groeningen‘in, diğer tüm filmleri gibi, insanı derinden hüzünlendiren, ağlatan ve derinden üzen dram filmlerinden biri. Biri ateist, diğeri dindar olan Elise ve Didier’in görüşleri böylesine farklı olsa da birbirlerine deli gibi aşıktır. Ancak bir gün kızları önemli bir hastalığa yakalanınca her şey değişir. İnsanın düşündüklerinin gerçekliğini sorgulatan mükemmel filmlerden biri.

İçimdeki Yangın / Incendies (2010) – IMDb: 8,2

icimdeki_yangin_incendies

Wajdi Mouawad‘ın bol ödüllü tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan filmin yönetmen koltuğundan Denis Villeneuve var. Film; ikiz kız kardeşlerin annelerinden kalan son mektupta yazılanları yerine getirmek üzere Lübnan’a gitmelerinin ardından anneleri hakkında öğrendikleri gizli gerçekleri ve Orta Doğu‘daki iç savaşın en karanlık dönemini anlatmaktadır.

Nothing Personal / Özel Hayatlar (2009) – IMDb: 7,1

nothing-personal

Urszula Antoniak‘un yazıp yönettiği dram filmi. Yalnızlığı birbirinden farklı yöntemlerle arayan iki insanın birleşen hayatlarını ve hiçbir şeye sahip olmamak üzere başlayan bir yolculuğun her şeyi elde etme isteğine dayanmasını anlatıyor.

Soraya’yı Taşlamak / The Stoning of Soraya M. (2008) – IMDb: 8,0

sorayayi-taslamak

Cyrus Nowrasteh‘ın yönettiği belgesel niteliğinde bir dram filmi. Freidoune Sahebjam‘ın “Soraya’yı Taşlamak” isimli romanından sinemaya aktarılan film; Freidoune isminde bir gazeteci, arabası bozulduğu için durduğu küçük bir köyde Zahra ile tanışmasının ardından gelişen olayları ve bir insanlık dramını konu alıyor.

Yedi Yaşam / Seven Pounds (2008) – IMDb: 7,7

seven_pounds

Gabriele Muccino‘nun yönettiği ve Will Smith‘in başrolde yer aldığı muhteşem film. İzlemeyeni kalmamıştır belki ama izlemeyen varsa diye bahsetmeden geçemedim. Gizem ve şaşırtıcı bir öyküsü var. Ölüm-yaşam, pişmanlık-bağışlama, dostluk-yabancılık, aşk-kefaret hakkında ilginç sorular soran ve insanların kaderlerini birbirine bağlayan bir konu. Her şey yedi isimden oluşan bir listeyle başlıyor: Ben Thomas, Holly Apelgren, Connie Tepos, George Ristuccia, Nicholas Adams, Ezra Turner ve Emily Posa. Tek ortak noktaları ise her birinin bir dönüm noktasına ulaşmış ve umutsuz derecede yardıma muhtaç olmaları. İzlemeyen kalmasın.

Voice of a Murderer / Geu Nom Moksori (2007) – IMDb: 6,9

voice-of-a-murderer

Jin-Pyo Park‘ın yazıp yönettiği Güney-Kore dram filmi. Gerçek yaşamdan sinemaya aktarılan film, 1991’de ülkenin en ünlü haber spikerlerinden birinin oğlunun fidye için kaçırılması ve devamında polis ile ailesi arasında gelişen olayları anlatıyor.

Cani / Monster (2003) – IMDb: 7,3

Gerçek hayattan sinemaya uyarlanan film, küçük yaşta annesi tarafından terk edildikten sonra büyükannesi tarafından evlatlık edinilen, 14 yaşında hamile kaldığı için Detroit’te bir doğumevine gönderilen ve burada bir çocuk dünyaya getiren, okuldan ayrılarak otostop çekip fahişelik yapmaya başlayan seri katil Aileen Wuornos’un dramatik hikayesini anlatıyor. Toplumsal ön yargılar, kalıp yargılar, bir insana kötü davranırsanız alacağınız karşılık, kişinin gelişiminde çevrenin etkisi gibi konular filmin temel olay örgüsü içerisinde çok iyi işlenmiş. Ayrıca toplumsal cinsiyet rolleri temelinde kadın olmanın ve bir de hayata başlarken daha dezavantajlı bazı durumlara düştüğünüzü düşünün yaşamın sizi nasıl cani yapabileceğini gösteriyor. Aileen’i canlandıran Charlize Theron’un da oyunculuğu mükemmel. Filmin yönetmen koltuğunda ise Patty Jenkins var.

2 comments

Bir Cevap Yazın