görsel En İyi Dram Fimleri: 25 Mükemmel Öneri

Yetimhane / Der Kommer En Dag (2016) – IMDb: 7,8

yetimhane

Jesper W. Nielsen‘in yönettiği insanı yürekten vuran bir dram filmi. Sadece erkeklerin kaldığı çok eski bir yetimhanede yaşanan içler acısı olayları anlatıyor. Tamamen gerçek olaylardan sinemaya aktarılan film, filmin yönetmeninin yıllar önce gözleriyle şahit olduğu olayları olduğu gibi aktarıyor. Duygusal tarafınız güçlüyse kesinlikle izlenmesi gereken filmlerden biri.

Dağ II (2016) – IMDb: 10,00

dag_ii

Alper Çağlar‘ın yazıp yönettiği, yerli sinemanın en iyi örneklerinden biri olan dram filmi. Filme, 56.000 küsür kişinin IMDb’de tam puan vermesi, biraz milliyetçi duygulardan kaynaklansa da film övgüyü hak ediyor. Teröristlerin elinden kurtulmayı başaran iki arkadaş olan Oğuz ve Bekir’in 6 yıl sonra özel bir görev için Özel Kuvvetler 8. Muharebe Arama Kurtarma Timi’ne katılması ve ardından yaşananları anlatıyor. Başrollerde Çağlar Ertuğrul ve Ufuk Bayraktar var.

Experimenter (2015) – IMDb: 6,6

experimenter

Michael Almereyda‘nın yazıp yönettiği biyografik dram filmi. Ünlü psikolog Stanley Milgram‘ın 1961’de yaptığı gerçek bir deneyi konu alıyor. İnsanlar üzerinde elektroşok deneyleri uygulayan Milgram, bu şekilde insanların davranışlarının ve itaatkarlıklarının nasıl değiştiğini gözlemlemeye çalışıyor. Başrollerde Winona Ryder, Taryn Manning ve Peter Sarsgaard‘ın yer aldığı bu ilginç  film kesinlikle izlenmeye değer.

Colonia (2015) – IMDb: 7,1

colonia

Florian Gallenberger‘in yönettiği dram filmi. 1973 Şili askeri darbesine ve Paul Schäfer isminde arıza bir Nazi subayının yaptıklarını anlatan film. Gerilmekten izleyebilir misin bilmem. Nefes almayı unutturan türlerden. Başrollerde; Emma Watson, Daniel Brühl, Michael Nyqvist ve Richenda Carey var.

İnatçılar / Rams / Hrútar (2015) – IMDb: 7,3

hrutar_film_rams

Grimur Hakonarson’un dram filmi. İzlanda’nın bir köşesinde, aynı arazide yaşayan, ancak 40 yıldır birbirleriyle kavgalı olan ve konuşmayan iki kardeşin bol hüzünlü hikayesini anlatıyor. Kardeşlerden birinin koyunlarının bulaşıcı hastalığa yakalanması üzerine yetkililerin mezradaki tüm hayvanlar için itlaf kararı alması sonucu birlik olmak zorunda kalan iki kardeşin öyküsü İzlanda’nın çetin kışı ile birleşiyor. Film; İzlanda’nın muhteşem coğrafyası ve nefes kesen manzaraları için bile izlemeye değer bence. Başrolleri Sigurður Sigurjónsson ve Theodór Júlíusson paylaşıyor.

Son Şans / Southpaw (2015) – IMDb: 7,4

southpaw

Amerikalı yönetmen Antoine Fuqua’nın dram filmi. Acı bir aşk, korunması gereken gururlar ve unvanlar, yeniden doğuş, evin küçük kızı, yalnızlık fenomeni, hırslar ve profesyonel boks sahneleri… Bu haliyle klişe bir boks filminden ne farkı var diyebilirsiniz ama emin olun izlerken gözyaşlarınız boğazınızda düğümlenecek. Başrolde Jake Gyllenhaal var.

Diren / Suffragette (2015) – IMDb: 6,9

suffragette

Sarah Gavron’un yönettiği film, kadınların oy kullanma hakkı üzerine çekilmiş en iyi filmlerden biri. Konuyu da hiç dolandırmamış,  olayı olduğu gibi anlatmış. Çok da güzel anlatmış. Başrollerde Carey Mulligan, Meryl Streep ve Helena Bonham Carter var.

Gizli Dünya / Room (2015) – IMDb: 8,2

room

Afişini 3. sınıf filmlere benzettiğim ama izledikten sonra kendi türü içerisinde oldukça başarılı olduğunu düşündüğüm dram filmi. İrlanda-Kanada ortak yapımı filmin yönetmeni; Lenny Abrahamson. Filmde 24 yaşındaki Ma (Brie Larson), 7 yıl önce Old Nick (Sean Bridgers) denilen bir adam tarafından kaçırılarak evinin arkasındaki küçücük bir kulübeye hapsedilir. Kaçırıldıktan iki yıl sonra Nick’in tecavüzleri sonucunda Jack (Jacob Tremblay) isminde bir oğlu olur ve 5 yıldır da oğlu ile birlikte bu kulübede kalmaktadır. Bir gün bu kulübeden büyük bir güçlükle kaçar ve ailesinin yanına sığınır. Ancak bu sefer de 5 yaşına kadar gün yüzü görmemiş oğlunun gerçek hayatla tanışmasının güçlüğü ile mücadele edecektir.

Diriliş / The Revenant (2015) – IMDB: 8,1

the-revenant

1823 yılında yasak bir şekilde hayvan avcılığı yapan Hugh Glass, bir gün bir boz ayı tarafından ölümcül şekilde yaralanır. Ekibi, hem Fransız birlikleri hem de Kızılderililer tarafından yakalanmamak için Glass’ı arkada bırakarak giderler. Ancak Glass hem bölgeyi çok iyi bilmekte hem de vahşi doğada nasıl hayatta kalınacağı konusunda tecrübelidir. Mükemmel bir hayatta kalma mücadelesinin işlendiği filmin yönetmeni Oscar ödüllü Alejandro G. Iñárritu, başrolde ise Leonardo DiCaprio var.

Lucia De B. (2014) – IMDb: 7,1

lucia-de-b

Hollanda-İsveç yapımı olan filmin yönetmeni; Paula van der Oest. Küçük yaşlarda fuhuşa sürüklenen Lucia isimli bir hemşirenin yürek parçalayan gerçek yaşam öyküsünü anlatıyor. 1961’de Hollanda’nın Lahey kentinde doğan Lucia De Berk,annesinin çok küçük yaşlarda kendisini fuhuşa sürüklemesi gibi tecrübelerle hayata başlıyor. Genel olarak sosyal ilişkilerinde konuşkan ve girişken bir kişilik geliştiremeyen Lucia, hemşirelik yaptığı süreçte bazı bebek ve yaşlı ölümlerine tanık oluyor. En son tanık olduğu bebek ölümünden sonra ise kendisine açılan soruşturmada; geçmişi ve asosyalliği Lucia’yı adalet önünde otomatikman suçlu profiline sokuyor. Halkın önüne suçlu atma derdinde olan medya da işin içine girince hayata bir-sıfır yenik başlayan Lucia’nın kendini savunması daha da zorlaşıyor.

Whiplash (2014) – IMDb: 8,5

whiplash

Küçük yaşlardan itibaren bateri çalan ve ülkenin en iyi müzik okulu Shcarffer Konservatuarı’na giren 19 yaşındaki Andrew’in okul hayatını ve kariyerini anlatıyor. Filmi aslında feminist çerçevede incelersem yerden yere vurmam gerek ama sinematografik çerçevede başarılı bulduğumdan önermeden geçemedim. İzlemeye değerlerden.

Sınırsızlar Kulübü / Dallas Buyers Club (2013) – IMDB: 8,0

dallas-buyers-club

Uyuşturucu bağımlısı ve HIV taşıyıcısı olan Ron Woodroof’a 1986 yılında AIDSyüzünden 30 günlük ömür biçiliyor. Teşhis sonrasında içmesi için FDA onaylı AZT ilacı verilmeye başlanır. Ancak Ron, bu ilacın kendisini daha hızlı ölüme götürdüğünü fark eder ve yasal olmayan ilaçların peşine düşer. Ardından bu ilaçları çevresindeki kendi gibi hasta olan insanlara da dağıtmaya başlar. Kendisi de bu yasal olmayan ilaçlar sayesinde 30 gün değil, tam 2191 gün yaşamayı başarır. Ancak elbette ilaç firmaları ve FDA, Ron’un bu dağıtım kanalına karşı büyük bir savaş açacaktır.

Mandalinalar / Tangerines / Mandariinid (2013) – IMDb: 8,3

mandalinalar-filmi

Gürcü yönetmen Zaza Urushadze’nin bol ödüllü dram filmi. Gürcistan-Estonya ortak yapımı olan film, Abhazya Savaşı‘ndan etkilenen insanların yaşamlarını konu alıyor. 1 saat 27 dk süren ve naif bir anlatımla klişe Hollywood savaş filmlerinden ayrılarak, topsuz, tüfeksiz ve cephanesiz görüntülerle, mandalina bahçeleri arasında savaşın anlamsızlığını, boşluğunu ve gereksizliğini beynimize yerleştiriyor. Başrolleri Mikheil Meskhi, Misha Meskhi ve Giorgi Nakaszhidze paylaşıyor. İzlemek mi? Özümsemek gerek…

Usta / The Master (2012) – IMDb: 7,1

usta_film

Boogie Nights ve There Will Be Blood filmlerinin yönetmeni Paul Thomas Anderson’un muhteşem dram filmi. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkesine dönen amaçsız, vasıfsız ve sorunlu bir eski donanma askeri olan Freddie‘nin başından geçenleri konu alıyor. 1950’li yıllara odaklanan film, The Cause tarikatının din temelli faaliyetlerinin Amerika çapında yayılmaya ve gitgide popüler olmaya başlamasını merkezine alan filmin, başrollerinde Amy Adams, Philip Seymour Hoffman ve Joaquin Phoenix var.

Onur Savaşı / The Hunt / Jagten (2012) – IMDb: 8.3

the-huntUnutamadığım filmlerden biri. Küçük bir kız çocuğunun ağzından çıkan bir sözle, bir anda pedofili ile suçlanan bir adamın, toplumsal kalıpyargılar ve klişelere karşı verdiği savaşı, onurlu duruşunu, çocuğun ve adamın gözünden anlatıyor. Mutlaka izlenmesi gereken Danimarka yapımı filmin başrolde ise muhteşem oyuncu Mads Mikkelsen var.

Kıyamet Günü / Lo Imposible (2012) – IMDb: 7,6

kiyamet-gunu

Juan Antonio Bayona‘nın yönetmenliğini üstlendiği film, 26 Aralık 2004‘te Tayland’da yaşanan tsunamiden kurtulmayı başaran 3 çocuklu bir ailenin gerçek hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde Naomi Watts ve Ewan McGregor var.

Kırık Çember / The Broken Circle Breakdown (2012) – IMDb: 7,8

the-broken-circle-breakdown

Felix van Groeningen‘in, diğer tüm filmleri gibi, insanı derinden hüzünlendiren, ağlatan ve derinden üzen dram filmlerinden biri. Biri ateist, diğeri dindar olan Elise ve Didier’in görüşleri böylesine farklı olsa da birbirlerine deli gibi aşıktır. Ancak bir gün kızları önemli bir hastalığa yakalanınca her şey değişir. İnsanın düşündüklerinin gerçekliğini sorgulatan mükemmel filmlerden biri.

Biutiful (2010) – IMDb: 7,5

biutiful-film

Meksika’lı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarittu‘nun yazıp yönettiği dram filmi. Amerika yapımı olan film; bir yandan kanunsuz işler yapan bir yandan da sadık ve duyarlı bir baba olan Urban (Javier Bardem)’ın içler acısı öyküsünü anlatıyor. Kanuna aykırı işleri yüzünden başının derde girmesi, dağılan ailesi, çocukları, bakıcı sorunu, hastalığı ve yalnızlığı; izledikçe insanın içindeki umut hissini ortandan kaldırıyor. Karanlığın ve kasvetin üst seviyede kullanıldığı film. İzlerken sıkılır mısınız bilmem ama etkilenmemeniz mümkün değil. Film, Barcelona’da çekilmiş. Başrolde usta oyuncu Javier Bardem var.

İçimdeki Yangın / Incendies (2010) – IMDb: 8,2

icimdeki_yangin_incendies

Wajdi Mouawad‘ın bol ödüllü tiyatro oyunundan sinemaya uyarlanan filmin yönetmen koltuğundan Denis Villeneuve var. Film; ikiz kız kardeşlerin annelerinden kalan son mektupta yazılanları yerine getirmek üzere Lübnan’a gitmelerinin ardından anneleri hakkında öğrendikleri gizli gerçekleri ve Orta Doğu‘daki iç savaşın en karanlık dönemini anlatmaktadır.

Nothing Personal / Özel Hayatlar (2009) – IMDb: 7,1

nothing-personal

Urszula Antoniak‘un yazıp yönettiği dram filmi. Yalnızlığı birbirinden farklı yöntemlerle arayan iki insanın birleşen hayatlarını ve hiçbir şeye sahip olmamak üzere başlayan bir yolculuğun her şeyi elde etme isteğine dayanmasını anlatıyor.

Hücre 211 / Celda 211 (2009) – IMDb: 7,7

hucre-211

Aslında belki de aksiyon filmleri listesinde olmalı ama aslında tam bir dram filmi. Daniel Monzon‘un yönettiği film, tek solukta izlenebilecek kadar sürükleyici, çarpıcı ve dramatik. Azılı katillerin olduğu bir hapishane’de çalışmaya başlayan bir gardiyanın ilk iş gününde, hapishanede ayaklanma çıkmasını ve bu gardiyanın bir anda tutukluların arasında kalmasıyla kendisini yeni mahkummuş gibi tanıtmak zorunda kalmasını ve hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Dışarıda hamile karısının bekleyişi ve hayatında hiç suç işlememiş bir adamın kendini inandırmak için muhteşem rol yapmak zorunda kalması… İspanyol sinemasının en iyi örneklerinden biri bence.

Soraya’yı Taşlamak / The Stoning of Soraya M. (2008) – IMDb: 8,0

sorayayi-taslamak

Cyrus Nowrasteh‘ın yönettiği belgesel niteliğinde bir dram filmi. Freidoune Sahebjam‘ın “Soraya’yı Taşlamak” isimli romanından sinemaya aktarılan film; Freidoune isminde bir gazeteci, arabası bozulduğu için durduğu küçük bir köyde Zahra ile tanışmasının ardından gelişen olayları ve bir insanlık dramını konu alıyor.

Yedi Yaşam / Seven Pounds (2008) – IMDb: 7,7

seven_pounds

Gabriele Muccino‘nun yönettiği ve Will Smith‘in başrolde yer aldığı muhteşem film. İzlemeyeni kalmamıştır belki ama izlemeyen varsa diye bahsetmeden geçemedim. Gizem ve şaşırtıcı bir öyküsü var. Ölüm-yaşam, pişmanlık-bağışlama, dostluk-yabancılık, aşk-kefaret hakkında ilginç sorular soran ve insanların kaderlerini birbirine bağlayan bir konu. Her şey yedi isimden oluşan bir listeyle başlıyor: Ben Thomas, Holly Apelgren, Connie Tepos, George Ristuccia, Nicholas Adams, Ezra Turner ve Emily Posa. Tek ortak noktaları ise her birinin bir dönüm noktasına ulaşmış ve umutsuz derecede yardıma muhtaç olmaları. İzlemeyen kalmasın.

Voice of a Murderer / Geu Nom Moksori (2007) – IMDb: 6,9

voice-of-a-murderer

Jin-Pyo Park‘ın yazıp yönettiği Güney-Kore dram filmi. Gerçek yaşamdan sinemaya aktarılan film, 1991’de ülkenin en ünlü haber spikerlerinden birinin oğlunun fidye için kaçırılması ve devamında polis ile ailesi arasında gelişen olayları anlatıyor.

Başkalarının Hayatı / The Lives of Others / Das Leben der Anderen (2006) – IMDb: 8,5

the-lives-of-others

Gerçek yaşamdan sinemaya aktarılan bol ödüllü bir dram filmi. 1984 yılının Doğu Almanya’sında Stasi adlı gizli polis servisi muhbirlerinin, rejim karşıtı olabileceklerini düşündükleri bir sanatçı çifti gizlice dinlemeye alıp takip etmelerini, ancak zaman içerisinde muhbirlerden Yüzbaşı Gerd Wiesler’in (Ulrich Mühe)yaptığı işten yavaş yavaş pişmanlık duyması (ya da izledikleri kişilere karşı duygusal bir bağ geliştirmesi) ve beraberinde gelişen olayları anlatıyor. Film hem dönemsel olaylara politik bir eleştiri getiriyor hem de kişilerin ruh hallerini derinlemesine inceliyor. Kesinlikle izleme değer.

One comment

Bir Cevap Yazın