görsel İçimizdeki Kürk Mantolu Madonna

“Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara girmekten başka nedir?”

İnsanın ruhunu süzgeçten geçiren en önemli eserlerden biridir “Kürk Mantolu Madonna”. İnsanın içinde kopan fırtınayı yüzüne hafif bir meltemle vuran, ardından da deliye dönmüş duyguları pas tutmuş zindanlara kapatan bir eser. Belki de kiminde tamamen sessizlik yaratan…

Sabahattin Ali‘nin ilk olarak 1943 yılında yayımladığı Kürk Mantolu Madonna, esasen daha önce “Hakikat Gazetesi”nde (1940-1941 yılları arasında) “Büyük Hikaye” başlığı altında 48 bölüm olarak yayımlanır. Sabahattin Ali daha sonra romanı ikinci kez Büyükdere’de askerlik yaptığı sırada yazar. Hatta bu dönemde attan düşerek sağ kolunu çatlattığı ve kolunu teneke ile ısıtılan suya koyup yazmaya devam ettiği söylenir.

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’nin diğer romanları gibi, naif ruhunun en güzel örneğidir. Süzgecine aldığı kelimeleri, süzmeden anlattığı duyguları ve hedefine tam isabet ettirdiği kalemiyle ruhumuzun derinliklerini anlatır…

“Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, ‘Bu öyle olmayabilirdi!’ düşüncesi.”

İçimizde birikip yığın olan keşkeleri, buruk gülümsemeleri, dışa vuramadığımız hisleri, dileyemediğimiz özürleri anlatır… Hayatımız boyunca seçmediğimiz tüm diğer alternatifleri hatırlattırır bize, bambaşka bir hayatın son biletini elden kaçırmış olma ihtimalimizi sorgulatır…

“Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı?”

Ve kitaptan aklımızda kalan en vurucu repliklerden biri: “Beni çok garip bir dönemimde tanıdın.”. Bunu okuyan herkesin, geçmişte bir dönem hayatına girmiş bir kişiyi düşünerek “Acaba başka bir dönemde tanışmış olsaydık ne olurdu?” sorusunu sorduğuna eminim. Sabahattin Ali işte… Aklımızın, ruhumuzun gizli derinliklerine girmezse olmaz…

“Ne olurdu? Birbirimize birkaç sene sonra tesadüf etmiş olsaydık! O zaman hayatımız belki bambaşka bir şekil alırdı.”

Sabahattin Ali yaşadığı toplumu en iyi tanıyan yazarlardan birisidir. Bizim bile fark etmeden edindiğimiz alışkanlıkları ve kör bakışımızı irdeleyen, mutluluğa direncimizi, mutsuzluğa mağlubiyetimizi bilen bir adam…

“Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim… Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi korkutmaktan her zaman çekinirdim.”

Dahası mı?

Kaleminin derinliklerde kaybolan bir okur…

Kürk Mantolu Madonna hem yeni nesil tarafından da beğenilerek yıllarca çok okunanlar listesinde kalmış hem çevrildiği dil ve yayımlandığı ülke sayısı arttıkça evrenselliğini ve ölümsüzlüğünü kanıtlamış bir romandır.

Her detayıyla içimizdeki insanı, içimizdeki Kürk Mantolu Madonna’yı, içimizdeki Raif Efendi’yi anlatır.

Ve romandan bir diğer güzel alıntı;

Zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup söylemek arzusuyla yandığım bir tek şey var: O da sizi sevdiğim. Bunun dünyanın teşekkülünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyorum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey kaybetmiş mi?”

Keyifli okumalar 🙂

Bir Cevap Yazın