görsel Kafka’ya Dokunmak: Dönüşüm Kitabı Üzerine

Yabancılaşma; “İnsanın çevresinden, işinden, emeğinin ürününden ya da benliğinden uzaklaşma ya da ayrılma duygusunu dile getiren kavramdır”. Yaşadığı çağa tanıklık etmekle kalmayıp, yaşamı ona göre şekillenen insanoğlunun varolma savaşı sancılı bir süreçtir. İlk çağlardan itibaren doğaya hükmetmeye çabalayan insanlık, zamanla bu uğraşını sistemleştirmiş, doğanın yani köklerinin bir parçası olmak yerine yapay kurumsallıklarla varlığını sürdürmüştür. Dünyanın gidişatını değiştiren büyük değişimlerle yeni düzenler kurulmuştur. Bu önemli gelişmelerden biri olan Sanayi Devrimi ile makineleşme ve fabrika sistemine geçiş büyük toplumsal ve kültürel değişimler yaratmıştır. “Daha az kuruluş sermayesi gerektiren, daha geniş bir tüketim pazarı yaratan bu gelişme; işçilerin el aletleriyle çalışan zanaatçı olmaktan çıkararak fabrika disiplinine bağımlı makine operatörleri haline getirirken psikolojik değişimlere de yol açmıştır.” (Brittanica, 50). Kaynakları sömüren, doğa üzerinde egemenlik kurma hırsı şiddetlenen insan mekanikleşmeye, kısaca emeğin önemini azaltan makinelere dönüşmeye başlamıştır. İnsanın varlığı değersizleştiği için “modern köleler” terimi Sanayi Devrimi sonrası insanın durumunu anlatmak için kullanılabilecek bir terimdir. Sorgulama, düşünme ve hissetme yetileri kullanılmayarak körelmiş, sıradanlaştırılmış, tek tip haline getirilmiş “birey” olarak varolamayan insanların oluşturduğu bu düzende “varolmak” aslında düzene yabancılaşmakla mümkündür; çünkü otomatik makinelere dönüşmüş insan topluluklarının ortak özelliği benliklerine yabancılaşmış olmalarıdır. Kapitalist düzenin kurbanları; tekdüzeliğin, boyun eğmenin ve “insan olarak varolamamanın” temsilcileridirler.

Dünya edebiyatının temel taşlarından Franz Kafka’nın kaleme aldığı “Dönüşüm” yapıtında sanayileşme ve modernleşme döneminde benliğinden uzaklaşan insanın bunun farkına varma süreci ve düzene, topluma yabancılaşması, odak figür Gregor Samsa üzerinden anlatılmaktadır. Kararlı bir başkaldırı denebilecek bu durumu belirginleştirmek için Kafka, sanayi toplumunun bireylerde yaratmak istediği sıradanlığı, düşünmekten korkmayı odak figür Gregor Samsa’nın aile bireyleri üzerinden okura yansıtırken özgünlüğü, sorgulamayı da Gregor Samsa ile anlatır.

Roman temel izleği destekleyen güçlü bir metaforla başlar:

“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu”. (Dönüşüm, s. 13).

“Böceğe dönüşme”, insanda bir irkilme yaratmaktadır. Bu olağan dışı kurgu; sisteme veya topluma yabancılaşmanın bireyde yarattığı büyük değişimi simgelemektedir. Olay örgüsü aslında Gregor Samsa’nın değersizleştiğinin, köleleştirildiğinin farkına vardığı anda başlamıştır; çünkü böceğe dönüştükten sonra hayatı sorgulama, düzeni eleştirme aşaması gelmektedir. Bu nedenle okur “böceğe dönüşmenin” aslında “düzenin insanı böcekleştirdiğinin farkına varma süreci” olduğunu kavrar.

Böceğe dönüşmesi aslında sadece ona hayatının nasıl olduğunu gösteren bir değişimdir. İnsan olma bilincini kaybetmiş, düşsel ve düşünsel boyutu yok edilmiş bir insanın bu durumun farkına vardığında sorgulaması gibi Gregor Samsa da “mecburiyetlerini” sorgular böcek olarak uyandığı sabahta.

“Aman Tanrım diye düşündü, ne kadar da yorucu bir uğraş seçmişim meğer! Günlerim hep yolculuk etmekle geçiyor. İşin bu yanı, mağazadaki asıl masa başı işine oranla çok daha yıpratıcı, üstelik yolculuğun benim için bir de aktarma trenlerinin peşinden koşmak, düzensiz ve kötü yemeklere yargılı olmak,insanlarla sürekli değişen, asla süreklilik kazanamayan, hep içtenlikten uzak ilişkiler kurmak zorunluluğu gibi sıkıntıları da var.” (Dönüşüm, s. 14)

Gregor Samsa’nın bu sorgulaması aslında kapitalist düzen tarafından kendine dayatılanlara bir başkaldırı niteliğindedir. Kendi için varolma hakkı elinden alınan bir insanın en doğal haliyle bu duruma karşı çıkmasıdır bu iç konuşma. Sisteme ve beklentilerine yabancılaşmanın ilk adımıdır.

Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesinde çok güçlü bir ironi gizlidir ve bu romanın temel izleği olan yabancılaşma temasını desteklemektedir. Gregor Samsa, böceğe dönüşmeden önce sabah erkenden kalkan, işine giden ve sorgulamadan patronunun dediklerini yerine getiren bir sanayi toplumu üyesi, kapitalist düzen insanıdır. Mutlu olacağı uğraşların hayatında yer alması, yeteneklerine ya da ilgi alanına yönelmesi, duygu dünyasının gelişmesi olanaksızdır.

Köleleştirilmiş toplumu oluşturan diğer insanlardan farksızdır; yani aslında Gregor Samsa böceğe dönüşmeden önce bir böcek gibi amaçsız ve derinliksiz yaşamaktadır. Böceğe dönüşmesi sadece bu gerçekliğin fiziksel olarak ispatı niteliğini taşır demek mümkündür.

Gregor Samsa’nın böceğe dönüşmesi onda bir farkındalığın başlamasına neden olmuştur. Kapitalist düzenin döngüsünü sağlayan dişlilerden biri olduğunu anlaması, bunu irdelemesi, sorular sorarak iç çatışma yaşaması hep böceğe dönüştüğü sabah gerçekleşir. Gregor Samsa aslında insan olduğunun farkına varır, demek de yanlış olmaz; çünkü sorgulaması sonucu bu düzenin yanlış olduğuna karar verir, bundan içtenlikle yakınır, insan doğasına aykırı olduğu çıkarımına ulaşır. İçine itildiği mecburiyetlere karşı bir bilinç geliştirme sürecini başlatır. Kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlik, ayrıcalık gibi kavramları sorgulamaya başlar.

“Bu erken kalkma yok mu, diye düşündü, insanı aptala çeviriyor. İnsanın uykusunu alması gerekir. Başka pazarlamacılar harem kadınları gibi yaşıyorlar. Örneğin ben aldığım siparişleri firmaya iletmek üzere öğlenden önce otele geri döndüğümde, ötekiler daha kahvaltıda oluyorlar. Ben patronuma böyle bir şey yapmaya kalkışsam, hemen o anda kapı dışarı edilirim.” (Dönüşüm, s. 15).

Gregor Samsa‘nın hesaplaşmaları ve yabancılaşması sadece kapitalist düzene karşı olmamıştır; aynı zamanda ailesinin kendi üzerindeki otoritesi ile ilgili de iç konuşmalar yapmıştır. Bu denli yorucu, yıpratıcı, haksızlıklara boyun eğmeyi gerektiren koşullar içinde çalışmaya ailesinin kendisini zorunlu bıraktığını saptamış, ancak bu çalışma şartlarının kendisine zarar verdiğini de anlamıştır.

“Annemle babam yüzünden kendimi tutuyor olmasaydım eğer, işimden çoktan ayrılırdım, patrona çıkar ve düşündüğümü olduğu gibi söylerdim.” (Dönüşüm, s. 15).

Gregor Samsa, insan doğasına aykırı beklentileri olan çalışma hayatının ki -mesleği sadece sömürü düzeninin bir parçasıdır- katlanılmaz olduğuna, bu duruma karşı çıkılması gerektiğine karar vermiştir; ancak buna engel olanın ailesi olduğunu anlatarak tek baskının sistem tarafından değil, sisteme uyum sağlamış aile bireyleri tarafından da uygulandığını vurgulamıştır. Bu nedenlerle romanın ilerleyen bölümlerinde aile bireyleri Gregor Samsa’yı dışlamışlar; çünkü onu alışılagelmiş düzenlerinde tehlikeli bir farklılık olarak görmüşlerdir. Gregor Samsa, onların alışık olduğu hayat koşullarına yabancılaşmış, benliğinin ve insan olarak hak ettiklerinin farkına varmaya başlamıştır.

Romanda tek dönüşen ve yabancılaşma yaşayan, odak figür Gregor Samsa değildir. Gregor’un kız kardeşi Grete ve anne-babası da dönüşüm geçirmiştir (buradan) yabancılaşma izleğini okura yansıtmakta yazarın kullandığı araçlardan biri olmuşlardır. Gregor Samsa’nın uzamında yer alan bu karakterlerin yabancılaşması tahmin edileceği üzere “böceğe dönüşen” Gregor Samsa’daki değişime karşı olmuştur.

Yapıtın bir başka önemli figürü Gregor Samsa’nın kızkardeşi Grete’dir. Gregor Samsa böceğe dönüşmeden önce Grete’nin sanat eğitimi için para kazanıyor, ona yarar sağlıyordur. Ancak böceğe dönüştükten sonra çalışma olanağı olmadığı için bir gelir kaynağı olmaktan çıkmıştır. Grete, önce bu durumu kabullenememiş; eskiden kendisini çalışmak zorunda bırakmayan abisinin mutlaka düzeleceğine inanmış ya da kendini buna inandırmaya çalışmıştır; çünkü kapitalist düzende insan ilişkileri koşulsuz sevgiye, içten bir saygıya dayanmamaktadır; çıkar sağlanan kişiler “iyidir.” Bu nedenle de önceleri Gregor Samsa’nın başkalaşımdan sonra ona ailede en fazla sıcaklık gösteren Grete iken, abisinin yeniden insan yani aslında “geleceğinin garantisi” olacağına dair umudunu kaybedince Gregor Samsa’ya yabancılaşır ve en sonunda ondan kurtulmak gerektiğini söyler. Ona yemek getirmeyi bırakmakla kalmaz, onu “baştan atılması gereken bir bela olarak” tanımlar.

“Kız kardeşi onun damak zevkini anlayabilmek için eski bir gazetenin üstünde bir sürü yiyecek getirmişti” (Dönüşüm, s. 40).

Yabancılaşma izleğini destekleyen “böceğe dönüşme”deki ironiden Grete karakteri için de bahsetmek mümkündür. Grete, fiziksel olarak bir insanın özelliklerini taşısa da yukarıdaki alıntıya dayanarak onun böcekleştiğini söylemek doğru olacaktır. Grete, kapitalist düzene uyum sağlamış, eskiden kendisi için var gücüyle çalışan abisinin artık kendisine yarar sağlamayacağına emin olunca onu yok etmeleri gerektiğini savunmuştur. Bu sadece Gregor Samsa’ya yabancılaşma değildir, aslında Grete’de gördüğümüz Gregor Samsa’nın sömürü düzeninin kurallarına yabancılaşmasının ve benliğini, insanlığını bulmasının tam tersidir. Grete; sevgi, saygı ve hoşgörü gibi insanca değerlere yabancılaşmıştır; çünkü düzenin insani değerleri yok ettiğini fark etme sürecini yaşayan abisine yabancılaşmıştır. Onun düzene başkaldırının simgesi olan abisinden kurtulma isteği, aslında insan olma gerekliliklerine yabancılaşmasıdır.

“Ondan kurtulmaya çalışmalıyız,” dedi kız , …,” yoksa ikinizin de ölümüne neden olacak, görür gibiyim bunu.İnsan bizler gibi çalışmak zorunda olunca, evde bu bitip tükenmez işkenceye katlanamaz. Artık ben de katlanamıyorum.” (Dönüşüm, s. 74).

Son olarak, Gregor Samsa’nın anne ve babasının da başkalaşım sürecine bakmak yararlı olacaktır. Bu iki karakterin de dönüşümleri ve yabancılaşma süreçleri kızları Grete’ninkine benzerlik göstermektedir. Gregor Samsa böceğe dönüşmeden önce anne ve babasının borçlarını ödemek için çalışmaktadır, yani onların kaygısız, rahat, hatta aylak bir yaşam sürmelerini sağlayan bir kaynaktır. Ancak böceğe dönüştükten sonra, oğullarının bu işlevi ortadan kalkmıştır, hatta tam tersine doyurandan doyurulana dönüşmüştür. Aile bu nedenle önceleri gelir sağladığı için iyi ilişkiler içinde olduğu Gregor Samsa’ya yabancılaşmaya başlar ve sonunda Grete’nin önerisine katılarak ondan kurtulmanın doğru olacağına kanaat getirir. Gregor Samsa’nın anne-babasının bu tavrı onların Grete’de olduğu gibi yine insani değerlere, birey olarak varolmaya, sorgulamaya ve sömürü düzeninine başkaldırıya yabancılaşmasının simgesidir. Oğullarını görmeye tahammül edemezler ve içten içe onun ölmesini isterler.

“ ..babası onu bombardımana tutmayı kafasına koymuştu… elmaları birbiri ardına fırlatmaktaydı…hemen ardından fırlatılan bir elma ,arkasına tam anlamıyla saplandı.” (Dönüşüm, s. 59).

Anne ve babasının insani değerlere, düşsel ve duygusal dünyaya ne kadar yabancılaştığını Samsa’nın ölümünden sonra Grete’ye bakış açılarından da anlamak mümkündür. Oğullarının ölümüne hiç üzülmeyen ve hemen günlük yaşamın kaygılarıyla ilgili planlar yapmaya çalışan anne-baba bundan daha da ileri gider. Kendilerine adeta yeni bir ham madde pazarı arayan bu iki insan Grete’nin ne kadar güzelleştiğinin farkına varır ve bunu kullanmaya, bundan çıkar sağlamaya karar verir.

“Grete’nin yanaklarını soldurmuş olan onca sıkıntıya karşın, son zamanlarda ne kadar güzel ve dolgun vücutlu bir kıza dönüşmüş olduğuna dikkat ettiler. Daha sessizleşerek ve neredeyse farkına varmaksızın bakışlarıyla anlaşarak, kızları için artık uygun bir koca aramanın zamanında da geldiğini düşündüler.” (Dönüşüm, s. 82)

20. yüzyılın en çarpıcı romanlarından “Dönüşüm” sanayi toplumundaki bireyin trajedisini, düzeni sorgulayıp yabancılaşmayla, onun bir parçası olma arasındaki çatışmayı güçlü karşıtlıklarla işlemiştir. Odak figür Gregor Samsa’nın bir parçası haline gelmeye başladığı kapitalist düzeni sorgulamasıyla böceğe dönüşmesi bir başkaldırı, gerekli bir yabancılaşma olarak okura sunulmuştur. İnsan görünümünde olan ancak sadece yarar sağlayan unsurlara önem veren böcekleşmiş insanlarla, böcek görünümlü; ama insan olma sürecini yaşayan Gregor Samsa’nın okuru silkeleyen karşıtlığı romanın ana izleğini belirginleştirmiştir. Hayatlarının insani olmayan boyutlarının farkında olmayan, böcek olduğunu fark etmeden nefes alan, aslında “yaşamayan” karakterlerle farkındalığın, sorgulamanın, öze dönmenin temsilcisi Gregor Samsa’nın çatışmaları ezen toplum gerçekliğiyle başkaldıran bireyin yüzyıllar boyu süren kavgasıdır.

Kafka, “Dönüşüm” romanında 20. yüzyılın sanayi sonrası Batı toplumunun açmazını ve içine düştüğü yabancılaşma sürecini çok iyi yansıtmıştır.

Bir Cevap Yazın