görsel Kayıp Zamanın İzinde 7 Adım

Kitap okumaya 7 kitaplık bir seriyle başladım. Harry Potter’ın büyüleyici dünyası kelimeleri öyle gerçekçi bir biçimde hayal dünyamda canlandırmayı başardı ki uzun bir süre aynı havayı bulamadığım için kitap okumaktan zevk alamadım ve bunun üzerine ne yazılabilir ki diye düşündüm.

Proust okumayanların bile aşina olduğu madlen-çay ilişkisine çeşitli yazarlarda rastlamaya başlayınca Proust okumaya karar verdim. Eseri okumaya başlamadan önceki düşünce dünyamla eseri bitirdikten sonraki düşünce dünyamın aynı olmayacağını, 7 kitaplık bir seriyle başladığım okuma maceramın yine 7 kitaplık bir seriyle seviye atlayacağını, tadına doyamadığımız bir eseri okuduktan sonra bunun üzerine ne yazılabilir ki cümlesinin anlamsızlığını çünkü her zaman zevk alarak okuyabileceğimiz kitaplar olduğunu o zamanlar bilmiyordum. İnsan, Kayıp Zamanın İzinde gezindikten sonra öyle bir hale geliyor ki, kitaba ilişkin düşüncelerinizin bir yerlerde kayıtlı kalmasını, saklanmasını istiyorsunuz. İşte bu amaçla dünyanın en uzun romanı olarak kabul edilen “Kayıp Zamanın İzinde”yi dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

1- Swann’ların Tarafı

İlk kitaba başlarken ve serinin diğer tüm kitapları için peşin olarak belirtmek gerekir: Okuması, anlaşılması ve hazmedilmesi oldukça zor bir eserle karşı karşıyayız. Bu zorluğu aştığımız zaman karşımıza çıkan ilk şey ise yazarın gözlem yeteneği. Sadece dış görünüşe ilişkin değil neyin nasıl olabileceğine ilişkin sebep-sonuç analizleri içeren uzun cümleler edebiyatseverler için hazine niteliğinde. Zaten romanın çıkış noktası da burası. İç dünyamızda çeşitli duyguların birleşimiyle oluşan gerçeklik ile dış görünüşle ifade edilen gerçeklik arasındaki farklar nelerdir? Anlatıcı çaya madlen batırmasıyla geçmişe gidiyor, onu yakalamaya çalışıyor. Bu süreç boyunca anlatıcının eşsiz gözlem yeteneği hep bizimle beraber, anılar birer birer canlanıyor ama anlatıcıların duyguları ve sezgileri ile birlikte. İlk kitaba ilişkin anlatacaklarımı bitirirken yine kitap ve tüm seri için ortak olan bir özelliği belirtmek isterim. Seri boyunca olay örgüsü daima ikinci planda. Esas olan olayların anlatış şekli. Swann adlı bir komşunun tutkulu aşkı, son kısımlara doğru anlatıcının aşkı kitabın olay örgüsünü oluşturuyor diyebiliriz. Anlatılanları olabildiğince dikkatli olarak takip etmek önemli çünkü olayların izdüşümünü önümüzdeki kitaplarda göreceğiz.

2- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde

Serinin ikinci kitabı olmasına rağmen Yapı Kredi Yayınları ilk olarak bu kitabı basmış. Anlatıcı bu bölümde ergenlik çağına girmiş, büyükannesi ile birlikte bir sahil kasabasında tatile gelmiştir. Eserin daha sonra omurgasını oluşturacak pek çok karakter bu kitapta ortaya çıkıyor. Betimlemeler yine ön planda. Somut bir nesneyi betimlemek herkesçe görülebilen ortak özellikleri olduğu için kolaydır. Fakat soyut bir duyguyu betimlemek kendine özgü hisleri barındırması, ifade edilebilmenin güçlüğü nedeniyle zordur. Fakat Proust soyut duygulara ilişkin özellikle aşk duygusu hakkında ustalıkla, titizlikle betimlemeler yapıyor ve soyut duygular hayal dünyamızda elle tutulacak ölçüde somutlaşıyor. Bu durum ise her okuyucun kitapta kendinden bir şeyler bulmasını sağlıyor.

3- Guermantes Tarafı

İlk iki kitabıyla seriye yüksek perdeden giriş yapan Proust kitabın ilk kısmında vites düşürerek diyaloglara yer veriyor. Diyaloglar Fransa’da dönemin meşhur olayı Dreyfus davası ve sosyete muhabbetleri üzerinden şekilleniyor. Anlatıcıyla beraber siz de Fransız burjuvasının içine dalıyor, bir köşeden sosyetenin Fransız yazarlar hakkındaki yorumlarını dinliyorsunuz. Üçüncü kitapla birlikte yazarın üslubuna uyum sağlayabiliyor diğer kitapları okuyacak gücü kendinizde bulabiliyorsunuz. Bu bölümde ilk kez ölümle karşılaşıyoruz. Anlatıcının ölümle karşılaştıktan sonra hissettikleri ve bunları bize aktarışı serinin en çok etkilendiğim kısımlarıydı. Daha önce karşımıza çıkan karakterlerin anlatıcıda uyandırdığı izlenimler bu kitapta keskin bir şekilde değişiyor. Anlatıcının iç dünyasında yaşanan bu değişimler, nesnel yönlerine de yansıyor ve kafa karışıklığına sebep oluyor. Bu durum seri boyunca sorduğumuz soruları tekrar sormamıza sebep oluyor. Tüm bu yaşananlar geçmişte düşünülenlerin zamanı gelince yakalandığında anlatıcının duygularıyla beraber geçirdiği bir dönüşüm sonrası aldığı yeni bir hal mi, hiç var olmayan hayal ürünü olarak var olan soyut düşünceler mi yoksa sadece otobiyografik yaşantının yeniden yorumlanışı mı? Pek çok okura oldukça sıkıcı gelen kitap, bana kalırsa serinin kitapları arasında köprü görevi görmesi ve yazarın Dreyfus davası, Fransız sosyetesi ve Balzac, Hugo gibi Fransız yazarlar hakkında görüşlerinin öğrenilebilmesi açısından oldukça önemli bir konumda.

4- Sodom ve Gomorra

Seriyi okurken kafamızda beliren soruların yavaş yavaş cevap bulmaya başladığı kitap. Yazar ipuçları verse de cevabı asla net olarak bize söylemiyor, anlatıcının kendisi olduğunu fısıldıyor. Bu da tüm anlatılanların yazarın geçmişte yaşadıklarının şu anki duygu ve sezgileriyle en baştan şekillendirilmesi olduğunu düşündürtüyor bize. Bu bölümde önceki kitaplardan aşina olduğumuz Fransız sosyetesinin aslında herkesçe bilinen ama yüksek sesle dile getirilmeyen ilişkilerine şahit oluyoruz. Pek çok yerde yazarın eşcinselliğin toplumda var olmasını anlayışla karşıladığını, bunu ustalıkla betimlediğine dair yorumlar okusam da bana kalırsa durum bunun tam tersi. Kitabın ilk kısmı ve devam eden sayfaları bende Proust’un eşcinselliği asla kabul etmediği ve hastalık olarak gördüğü izlenimi uyandırdı. Bu da akla, yazarın eşcinsel olup olmadığı ve eşcinselliğini belli etmemek için bu kadar katı bir tutum gösterdiği sorularını getiriyor. Kısacası Proust bazı soruların cevaplarını ipuçlarıyla bize verse de kendimize yeni yeni sorular sormamızı sağlayarak seriye olan ilgimizin sürekli canlı kalmasını sağlıyor. Seride anlatıcı sancılı bir aşk sürecine giriyor ve bu süreç bize serinin ilk kitabı dolayısı ile oldukça tanıdık geliyor.

5- Mahpus

Geçtiğimiz kitapta yazarın kapıldığı aşk süreci onu sevdiğini ya da sevdiğini düşündüğü kadını hapsetmeye götürür. Sevdiğini düşündüğü diyorum çünkü anlatıcı hala Albertine’i sevip sevmediğinden emin değildir. Saplantılı aşk objesi olan kadının kendisini sevmeyecekse başka kimseyi sevmemesini sağlamak ister anlatıcı. Bunda bir haz bulur. Fakat kitap boyunca anlatıcı kendini sorgulamadan edemez. Acaba mahpus olan Albertine midir yoksa kendisi midir? Sevdiğini mahpus etmek üzere kendisi de pek çok şeyden feragat etmektedir bu durum hapis etmeye çalıştığı insana hapsolmasına dönüşür. Romanın kahramanından hala anlatıcı olarak bahsetmekteyiz çünkü adını bilmiyoruz. Gerek romanda betimlemelere uzunca yer verilmesi, gerek diyalogları azlığı sebebiyle anlatıcının ismine eserde rastlayamıyoruz. Fakat bu kitapta yazar anlatıcının adını açıkça zikrediyor. Böylece anlatılanların yazarın yaşadıklarının sezgileriyle yeniden önümüze serildiğine olan inancımız bir kat daha artıyor. Proust’un monologları, her anına sahip olduğumuzu düşündüğümüz insandan aslında hiçbir zaman haberdar olamayacağımızı göstermesi sebebiyle serinin en zevkli kitaplarından.

6- Albertine Kayıp

Başlıktan da anlaşılacağı üzere hapis süreci son buluyor. Hem Albertine hem anlatıcı için. Duygularla nesnelerin insanda oluşturduğu izlenim hakkında serinin sonuna yaklaşmamız dolayısıyla daha can alıcı kesitler görmemiz mümkün. Bu bölümde bir kere daha ölümle karşı karşıyayız ama bu kez Proust’un yorumlayışı farklı. Proust anlattıklarını özetlemek istercesine bir kişi öldükten sonra eğer anıları hafızamızda yitiyorsa o kişi hiç var olmamıştır diyor. Yazara göre herkesçe sabit, değişmez bir nesne yoktur, o kişinin duygularıyla bilinç dünyasında oluşturduğu algıladığı kadar nesne vardır. Eğer o nesne artık kişi için bir anlam ifade etmiyorsa yoktur hatta hiç var olmamıştır. Kitabın yakın zamanda yayınlanan bir Türk dizisinde konu olduğu için serinin diğer kitaplarına göre daha popüler olduğunu söylemek mümkün.

7- Yakalanan Zaman

Pek çok eser sonunun güzel bitmemesi, kurguyla bağdaştırılamaması sebebiyle eleştirilir. Bu seri için bunu söylemek mümkün değil, adına yaraşır bir şekilde hakkını vererek seriyi noktalıyor Proust. Aslında bu kitabın serinin son kitabı olmadığı seriyi tamamlamaya yazarın ömrünün yetmediği söylense de çıta o kadar yüksekte ki bizim için yeterli. Zaten bu kitapta yazar bir kitabın nasıl yazılması gerektiği hakkındaki düşüncelerini bize aktarıyor fakat bunun için çok yaşlı olduğunu ifade ediyor. Çünkü bu kitapta artık Proust zamanı yakalamıştır ve son kitaba göre yirmi yıl ileridedir. Zamanın geçmesini ve çevresindekilerin yaşadığı değişimi kavramakta oldukça zorlanıyor. Tüm gördükleri ve kavradıkları sonucunda yazar bir noktaya ulaşıyor, bir maddenin gerçekliği evrende kapladığı yer değildir onun gerçekliği kişilerde uyandırdığı duyguların ve geçmişinde barındırdıklarının toplamıdır diyor ve yazar seriyi noktalıyor.

Tüm bu anlattıklarım seriden benim kabaca çıkardıklarım, başka biri tamamen farklı yorumlar yapabilir ve sanırım Proust’un eserde anlatmak istediği şey de buydu. Seriyi okurken çevirmene olan hayranlığı gizleyebilmek mümkün değil. Fransızların anadilinden okumakta zorlandığı eseri Türkçe’ye bu kadar başarılı bir şekilde çevirdiği için kendisine ne kadar teşekkür etsek az. Seriye ilişkin son sözleri ise Orhan Pamuk’un esrarlı köşe yazarlarından birine bırakalım:

“Kimse Albertine’i tanımadığı, kimse Proust’u bilmediği için bu kadar sefil ve acıklı bizim ülkemiz, diye düşünürdü ihtiyar gazeteci. Bir gün Proust ve Albertine’i anlayacak birileri bu ülkede çıktığında, evet belki o zaman sokaklardaki bıyıklı ve yoksul insanlar daha iyi bir hayat yaşamaya başlayacaklar, belki o zaman, ilk kıskançlık anında birbirlerini bıçaklayacaklarına, Proust gibi sevgililerinin hayalini gözlerinin önünde nasıl canlandırdıkları üzerine hayallere dalacaklardı. Okumuş yazmış kabul edildikleri için gazetelerde çalıştırılan bütün o yazarlar, çevirmenler de Proust okumadıkları, Albertine’i tanımadıkları, ihtiyar gazetecinin Proust’u okuduğunu bilmedikleri, onun Proust ve Albertine’in bizzat kendisi olduğunu anlamadıkları için bu kadar kötü ve anlayışsızlar” Orhan Pamuk, Kara Kitap

Bir Cevap Yazın