görsel Kitap Önerisi: Kinyas ve Kayra

kinyas-ve-kayra

Bugünkü yazımda sizlere muhteşem bir romandan bahsetmek istiyorum. Lise yıllarından tanıdığım, uçuk ve marjinal bir arkadaşımın tavsiyesiyle Hakan Günday’ın ilk kitabı “Kinyas ve Kayra”yı geçen ay kitap-kahve zamanı ilan ettiğim bir gün satın aldım. Sonraki birkaç hafta yoğunluktan bakamamıştım, nedir-ne değildir diye. Öylece bırakıvermişim torbanın içinde. Ne büyük aptallık! Hayatımın, kalbimin en derin köşesine kurulacak kitabı ihmal etmişim meğerse.

Abartısız ifade etmek gerekirse; minimal düzeyde uyku ve yemekle yaşadım okumaya başladıktan sonra. Bağımlılıktan öte bir duruma dönüştü. Bildiğiniz kök saldı her bir hücreme. Hepimizin baş tacı telefon, bilgisayar, ipad falan hepsini kapattım. Kitabım, kahvem, ben kaldım.

Bir hafta böyle yaşadım, hiçbir şey beni ondan koparsın istemedim. Kitap daha ilk cümlelerden sizi içine çekiyor. Olağan dışı, sarsıcı ve şaşkınlık uyandırıcı şekilde çekici bir kurgunun içinde buluyorsunuz kendinizi hemen. Sıradan, günlük yaşamın parçası olarak gördüğünüz pek çok durum ya da olguya bambaşka açılardan bakan iki adam “Kinyas” ve “Kayra”. Ne yasa ne ahlak tanıyan adamlar bunlar. Gözlerini kırpmadan öldürürler, seviştikleri kadınları kırbaçlamaktan haz duyarlar, bağlanmazlar. Şefkat ve sevgi; anlam ifade etmeyen sözcüklerdir onlara göre. Günü yaşarlar en basit tabirle ve farklı bir ölümü seçerler, çünkü onlara göre intihar yaşayarak da yapılabilir.

“Yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.” s. 187.

Dostları yok değildir, güzel bir rom paylaşacakları güneş batarken ama kimse kendi tükenmişliklerinden daha yüce değildir. Hepimiz, çok etkilendiğimiz kitaplardaki birkaç cümlenin altını çizmişizdir ya da özel bir deftere yazmışızdır. Bu kitapta ise neredeyse her sayfada altını çizdiğim cümleler oldu. Bazılarını paylaşmak istiyorum ki, nasıl bir eserle karşı karşıya olacağınızı az buçuk kestirebilin.

“Ve artık insanlık bir karar vermeli. Ya cenazelerde ağlamayacak ölülerine ya da üzerine basmayacak, sevdiklerinin cesetlerinin beslediği toprağın!” s. 171

Kinyas ve Kayra; beyinlerindeki savaşı bir süreliğine susturmak için bir kadeh şarap içer gibi çeker kokaini, verir damarlarına eroini. Hepimizin aşkla ilgili bir tanımı vardır kafasında. Tüm büyük yazarlar, şairler kendi tanımlarını yapmış, kendilerinden sonraki eserlere de ilham vermiştir. Ben de çok kitap okuyan, film izleyen biri olarak daha önce hiç büyüleyici bir aşk tanımına rastlamadım diyemem. Ancak hiç bu kitaptaki kadar yalın bir ifadeye, güzelliğini yalınlığından ve samimiyetinden alan, damarlarımda şelale gibi akan türde bir anlatıma rastlamadım. Bunu sizle de paylaşmak isterim.

“İnsanların birbirlerine aşıkken gündelik hayatlarına devam etmelerini anlayamıyordum. Böylesi bir hareket bana ihanet gibi geliyordu. Kötü sahnelenmiş bir piyes gibi. Sanki bir insana değil de bir koltuğa aşık olunuyormuş gibi! Ben gece gündüz hissettiklerimi, kızı, birlikte neler yapabileceğimizi, ona neler anlatabileceğimi düşünürdüm. Düşünmediğim zamanlarda da bunları gerçekleştiriyor olurdum.” s. 196

Romanın sonlarına kadar ben Kinyas ve Kayra’nın mükemmel bir uyum içinde olduğunu düşündüm. Birbirlerini kusursuz bir bütünlükle tamamladıklarını. Kinyas, tekilaysa; Kayra, limondur. Kinyas, kaliteli bir Fransız şarabıysa; Kayra, en iyi Hollanda peyniridir gibi. Sonlara yaklaştıkça ise insanlar nasıl kedi-köpek insanı, çay-kahve insanı gibi sınıflandırılabilirse “Kinyaslar” ve “Kayralar” gibi de sınıflandırılabilir diye düşünmeye başladım. Roman güzelliğini, biraz da böyle ilerledikçe göze çarpan detaylardaki derinlikten alıyor bana kalırsa. Ben böylece “Kayra insanı” olduğumu fark ettim. Hüznü daha şiirsel yaşadığım, acının çoğu insanın varlığını bile kavrayamadığı katmanlarında gezindiğim, rüyalarımda bile huzursuz olduğum, içimde bir bebek mezarlığıyla yaşadığım hissinden kurtulamadığım için.

Ben çoğu zaman insanların süs diye ofisteki masalarına koyduğu evde bibloların yanına yerleştirdiği kar kürelerinin içinde sıkışmış gibi hissediyorum çoğu zaman. İnsanlar daha önce bana bir film karakterine, kitap kahramanına aşık olduklarını söylediğinde, güler geçerdim. Çok çocukça gelirdi ve biraz da dikkat çekme çekme çabası olarak yorumlardım içimden. Kitap bittiğinde, Kayra’nın da bir kar küresi içinde sıkıştığını kalbimin en derin yerinde duyumsadım ve bir kitap karakterine aşık olunabileceğini çocuk şaşkınlığıyla kavradım. İşi, okulu, her şeyi bir süreliğine dondurun, zamanın içinde bambaşka bir zaman bölmesi açın ve bu kitabı okuyun.

Bittiğinde ise aynı kişi olmayacaksınız…

Bir Cevap Yazın