görsel Münzeviliği Doruğunda Yaşayan Kadın Şair: Emily Dickinson

Amerikalı şair Emily Elizabeth Dickinson (10 Aralık 1830 – 15 Mayıs 1886), münzevi bir yaşam tarzı benimseyerek yaşamının büyük bölümünü “Babamın evinden ötede hiç bir eve ya da şehre gitmem.” dediği ilkeyle sürdürdü. Arkadaşları onu ziyarete geldiğinde onlarla görüşmediği ya da kapı arkasından konuşarak görüştüğü bile oluyordu. Ancak ev içerisinde mutlu, yemek yapan, mahallenin çocuklarına pencereden sepetle şeker sarkıtan bir kadındı Dickinson. Sevdikleriyle daha çok mektuplaşarak iletişim kurdu. Toplumdan kaçma nedeni; bunun insanı en çok özgürleştiren davranış olduğunu düşünmesiydi.

“Yaşananların bir daha asla geri gelmeyecek olması hayatı tatlı kılar.” (“That it will never come again is what makes life so sweet.”) Emily Dickinson

Dickinson tercih ettiği bu münzevi yaşam şeklinde elbette hiç evlenmedi. Yazılı bazı kaynaklarda en son 1862 yılından sonra tamamen eve kapanarak kendisini yazmaya adadığı ve bu şekilde 24 yıl yaşadığı belirtiliyor. Yazdığı 2000 kadar şiirinin sadece bir kaçının basılmasına izin veren Dickinson, kendisi öldükten sonra tüm şiirlerinin yakılmasını istedi. Ancak bu isteği gerçekleştirilemedi. Kızkardeşi Lavinia kardeşinin isteğini yerine getirmek için bazı şiirlerini yaktı ancak yakmadıkları aynı mahallede yaşayan Mabel Loom tarafından bulunup basıldı.

“Bir kitabı okuduğumda bütün bedenim hiçbir ateşin ısıtamayacağı kadar üşürse bilirim ki o, şiirdir.” (“If I read a book and it makes my whole body so cold no fire can ever warm me, I know that is poetry.”) Emily Dickinson

Dickinson‘ın şiirleri yıllarca tartışıldı, eleştirildi, eleştirmenlerce kötü yorumlandı. Ancak bunların hiçbiri Dickinson‘ın Amerika’nın en sevilen şairlerinden biri olmasını engelleyemedi. Kronik bazı hastalıklarla uğraşan Dickinson, ölmeden önce kuzenlerine kısa bir mesaj göndererek “Çağrılıyorum. Emily.” yazmıştı. Bu iki kelimelik veda, şairin mezar taşına yazıldı.

“Sonsuzluk şimdilerden oluşur.” (“Forever is composed of nows.”) Emily Dickinson

Duygusal bir yapıya sahip olan Dickinson‘ın gizli bir lezbiyen olduğunu ileri süren kaynaklar olduğu gibi, yazdığı aşk dolu mektuplardan karşılıksız bir aşkın içinde olduğunu ileri süren kaynaklar da bulunmaktadır. Aşık olduğuysa da aşık olduğu kişinin kim olduğu tartışmalıdır ancak yüksek ihtimaller arasında evli din adamı Charles Wadsworth, gazete editörü Samuel Bowles ve profesör William Smith Clark yer alıyor.

“Eğer bir kalbin kırılmasını engelleyebilirsem, boşa yaşamış olmayacağım.” (“If I can stop one heart from breaking, I shall not live in vain.”) Emily Dickinson

Dickinson ile ilgili bilinen ilginç hususlardan birisi, Dickinson‘ın yaşamı boyunca sürekli beyaz giyindiği ile ilgilidir. Öldükten sonra ailesi tarafından da doğrulanan bu durum, Dickinson‘ın beyaz bir tabutun içinde, beyaz bir giysiyle gömülmesiyle son buldu.

“Ben hiç kimseyim. Peki ya sen?
Sen de hiç kimse misin?
O halde ikimizden bir çift eder-Sakın konuşma!
İkimizi de reklam ederler, biliyorsun…

Birisi olmak ne kadar da can sıkıcı!
Nasıl da sıradan, bir kurbağa misali
Bütün gün birinin adını söylemek
Hayranlık duyan bir bataklığa”

“I’m nobody! Who are you?
Are you nobody, too?
Then there’s a pair of us—don’t tell!
They ’d banish us, you know.

How dreary to be somebody!
How public, like a frog
To tell your name the livelong day
To an admiring bog!”

Emily Dickinson

Bir Cevap Yazın