görsel Parçalanmış Bir Aile Kumardan Daha Tehlikelidir: Modris (2014)

39. Toronto Film Festivali‘nin “Contemporary World Cinema” (Çağdaş Dünya Sineması) bölümünde yer alan film, yönetmen Juris Kursietis’in ilk uzun metraj denemesidir. Çekimleri Letonya’nın başkenti Riga’da gerçekleşmiş bir Letonya-Almanya-Yunanistan ortak yapımıdır.

Letonya’nın sert ve sürprizsiz iklimi ruhuna işlemiş genç Modris üzerinden ilerleyen hikâye, Modris’in kumarla olan ilişkisinin yavaş yavaş onu düşüşe götürmesini, annesiyle ve çevresiyle –ki bu oldukça sınırlı bir sosyal çevredir- olan ilişkilerini ele alarak devam eder. Filmin başında Modris’in annesinden para isteyip reddedildiği sekansı izleriz. Sonra aynı teklifi kız arkadaşına yapar ve ondan para almayı başarır. Riga kentinin karlar altındaki kasvetli ve soğuk genel planıyla devam eden sahnede Modris bir kafeye girer ve jackpot makinesinin başına oturur.

Modris bu aşamada ufak bir kumar tutkusu olan sıradan bir genç gibi gözükür seyirciye. Gecenin ilerleyen saatlerinde bütün parasını tüketmiş bir şekilde eve döner ve annesinin cüzdanından para aşırır.

Derslere ilgisiz olan ve kötü giden okul hayatın göz önüne alındığında Modris için tek tutunacağı şeyin kumar olduğu anlaşılır. Öyle ki tüm parasını kaybettiği bir gece yeniden oynamak için telefonunu bile satmaya çalışır fakat telefonunun para etmeyeceği öğrendiğinde annesinin ısıtıcısı rehinciye götürüp satar. Bunun üzerine annesi polisi arar ve Modris mahkemeye çıkar. Bu noktada Modris bir bağımlı gibi gösterilir seyirciye. Oysa kumar Modris’in yapabildiği, sürdürebildiği tek şeydir. Ne okulda dikiş tutturabiliyordur, ne sosyal hayatında ne de aile yaşamında. Yönetmen Kursietis yabancılaşmış bir ergen profili çizer bize Modris ile.

“Sosyal bilimler sözlüğünde yabancılaşma, kişinin içinde yaşadığı topluma, kültürel değerlere ve rol dağılımına karşı ilginin kaybolması, değer ve normları anlamsız görmesi, kendisini güçsüz ve yalnız hissetmesi durumu olarak açıklanmaktadır” (Tüzen, 1995: 130). Yabancılaşma kavramının sınıflandırmasında Melvin Seeman’ın yaptığı çalışma en kabul görmüş olanıdır. Seeman bu çalışmasında yabancılaşmayı; güçsüzlük, anlamsızlık, kuralsızlık, toplumsal yalıtım ve kendine yabancılaşma adı altında beş tür olarak gruplandırmıştır (Soysal, 1997: 19).

Seeman’ın bu gruplandırmalarına bakıldığında, insanın yabancılaşması önce kendi varlık yapısının birliğinin bozguna uğraması, uyumsuzluğu onun niteliğinden uzaklaşması anlamına gelir. Çağdaş insan, şeylerden örülü ruhsuz bir yığın ortasında kendini yersiz yurtsuz hisseden, varlığını tehdit eden güçler karşısında dehşete kapılmaktadır. İnsan ve nesneler yer değiştirmiş gibidir. İnsanlar susmuş, nesneler bağımsızlıklarını ilan etmiş ve insanın dünyasını tehdit eden güçlere dönüşmüşlerdir” (Kızıltan, 1986: 17-18’den aktaran Tüzen, 1995: 109).

Modris için de böyle bir yabancılaşma durumu söz konusudur fakat onun yabancılaşması aile kurumunun bozulmasının ardından tahmin edilebilir bir biçimde gelmiştir. Kumara yönelimi hayatındaki eksikleri kapatmak ve sorunlardan uzaklaşmak içindir -patolojik bir kumar bağımlısı değildir, kumar onun için; büyüme aşamasında otorite eksikliği ve rol modeli eksikliğinden dolayı yöneldiği bir aspirin gibidir.

Modris‘in hayatında neyin eksik olduğunu çıkarsamak için profesyonel bir psikolog gerekmez: hüsran dolu bekâr bir anne tarafından büyütülmüş nispeten düzgün olan çocuk, olumlu bir erkek rol modelinin eksikliğini çekmektedir. Babasını görmesinin üstünden yıllar geçmiştir ve annesi onu, eğer davranışlarına çeki düzen vermezse sonunda babası gibi hapisteki bir kaldırım mühendisi olacağı gözdağı ile azarlamaktadır -doğru ya da yanlış acı bir gözdağı (Debruge, 2014).

Modris umursamazlığı, yabancılığı ve toplumundan adeta izole bir karaktere sahip olmasıyla Albert Camus’nün Meursault’su olmaya en yakın Letonyalıdır. Hatta Sovyetlere özgü o ateşli tartışmaların içinde bile kendini yabancı hisseder, tek bir kelime zor çıkar ağzından. Rahatsızlıktan çok nerede olduğunu tam kavrayamamış bir yüz ifadesi vardır onda. Oraya ait değildir, orada bile değildir, Modris bir nevi Meursault’dur. Mahkeme sahneleri bize Meursault’nun idam ile yargılandığı pasajları hatırlatır, sevgilisine karşı duyarsızlığı ve davranışlarındaki umursamazlık onu sıklıkla Camus’nün Yabancı’sının gençliğiymiş gibi izlememizi sağlar.

Tek bir fark vardır, Meursault ile genç Modris arasında; aile. Annesi ve babası hayattadır Modris’in. Onu toplumla bağlayacak tek şey de yine ailesidir.

Bundan yaklaşık 70 yıl önce William Fielding Ogburn, ailenin fonksiyonlarını şu şekilde açıklamıştır (Bozkurt, 2010: 261):

  • Neslin devamı (reproduction): Toplumun kendi varlığını sürdürebilmesi için aile, neslin devamını sağlar.
  • Koruma (protection): Diğer canlılardan farklı olarak insan yavrusu çok uzun süreli bir bakım ve ekonomik güvenliğe gereksinim duyar. Çocukların bu gereksinimleri aileler tarafından karşılanır. Bütün kültürlerde aile bu konuda nihai sorumludur.
  • Toplumsallaşma (socialization): Ebeveynler ve diğer akrabalar, çocukları gözetirler; onlara normları, değerleri ve kültürü aktarırlar.
  • Cinsel davranışın düzenlenmesi (regulation of sexual behavior): Cinsel normlar toplumdan topluma değişebileceği gibi aynı toplum içinde zamanla da değişebilir. Ancak aile bu konuda bir düzenleme getirir.
  • Sevgi ve arkadaşlık (affection and companionship): İdeal bir aile, mensuplarına sıcak ve şefkatli bir ortam sağlar. İnsanlar kendilerini aile içinde güvende ve mutlu hissederler.
  • Toplumsal statü sağlanması (providing of social status): Bizler ailemizin geçmişinden gelen belirli sosyal statüleri miras olarak alırız. Ailenin imkânları, çocuğun daha sonra alacağı eğitim dâhil birçok konuda belirleyici olacaktır.

Tek ebeveynli ailelerin bu fonksiyonlarından birçoğunu karşılayamayacak olması toplumun içinde birey olarak yetişecek aile fertlerinin yabancılaşmanın ya da birtakım norm dışı davranışların kucağına iter.

Babasız ailelerin çoğalmasıyla beraber çeşitli sosyal problemler ortaya çıkmaktadır. Örneğin David Blankenhorn‘un “Babasız Amerika” (1995) adlı kitabında, boşanmanın yükselişiyle beraber sadece babaların kaybedilmediği aynı zamanda babalık idealinin de erozyona uğradığı ileri sürülmektedir. Çünkü çocukların çoğu otorite figürü olmadan yetişmektedir (Giddens, 1997:154). Baba otoritesinin yoksulluğu çocukların disipline olma deneyimlerini ve sorumluk geliştirme tutumlarını zayıflatmaktadır. Bu nedenle otoriterlik ile otorite kavramlarının farklarına dikkat edersek babanın otorite olarak aile içinde disiplin, sorumluluk, yönetme konusunda önemli işlevler üstlendiğini hatırlamamız gerekmektedir. (Canatan ve Yıldırım, 2011: 79-80).

Modris bu doğrultuda annesiyle yaşadığı sıkıntılı zamanları babasıyla yenebileceğini yeni bir başlangıcı onunla yapabileceğini düşünür. Mahkemeden sonra avukatla konuşur ve avukat bir miktar para karşılığı polislerin babası ile ilgili bilgi verebileceğini söyler. Doğum günü hediyesi olarak verilen parayı bu iş için kullanır ve doğum gününde babasının hapiste olmadığını annesinin ona yalan söylediğini öğrenir. Annesiyle olan yüzleşmesinde annesi onu, babasının umursamadığı gerçeğinden koruduğunu söyler, Modris artık annesine inanmaktan vazgeçmiştir. Hayat içindeki temassız dolaşımlarının nüvesinde belki de umursanmamak yatmaktadır. Ebeveynlerin aile kurumunu başarısızca sonlandırmaları –bazen de sürdürmeleri- çocuk için daha sıkıntılı bir hayatın ihtimalini arttırıyor.

Artık Modris için havada süzüldüğü günler bitmiş düşüş başlamıştır, mahkeme ona üç kural ihlali hakkı tanımıştır eğer denetim halindeyken daha fazla ihlal yaparsa onun için verilmiş olan iki yıllık ceza tekrar geçerli olacaktır. Önce annesinden sonra kız arkadaşıyla ayrılır, mahkemenin önerdiği ıslah okulunda dayak yer ve pasaportunu kaybeder, son ihlalini ise sanki bilerek düşüşünü hızlandırmak için yapmış gibi gerçekleştirir; halk içinde alkol içmek. Tüm bu şartlar altında Modris artık hüküm giyer.

Filmin son sahnesi aile kurumunun bozulmasının birey olmakta zorlanan ve toplumda tutunamayan Modris’in temsili için en iyi metaforlardan birini oluşturur.

Modris’in son hali başarısız bir resim gibidir, resmi çizip boyayarak ona şekil verenler ellerinden çıkan felakete bakmak istemezler. Modris uzun zaman sonra ailesi ile yine bir aradadır fakat tek farkla; ailesiyle arasında koca bir duvar vardır. Modris artık mahkûmdur.

Kaynaklar

  • Bozkurt, V. (2010). Değişen Dünyada Sosyoloji, Ekin Yayınları, Bursa.
  • Canatan K. ve Yıldırım E. (2011). Aile Sosyolojisi, Açılım Kitap, İstanbul.
  • Debruge, P. (2014). San Sebastian Film Review: ‘Modris’, http://variety.com/2014/film/festivals/san-sebastian-film-review-modris-1201316465/ (Erişim Tarihi: 19.05.2017).
  • Soysal, A. (1997). Örgütlerde Yabancılaşmaya İlişkin Teorik ve Uygulamalı Bir Çalışma. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalı, Yönetim ve Organizasyon Bilim Dalı, Konya.
  • Tüzen, H. (1995). Türkiye’de Anarşi, Terör ve Anomi (1968–1980), Yayımlanmamış Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim Dalı, Ankara.

4 comments

  1. Bir filmi bu kadar detaylı inceleyip, derinden bir analiz yapmak gerçekten takdir edilesi. Normalde film incelemelerini anlamlı bulmazdım ancak izlediğimiz filmlere farklı bir bakış açısıyla yaklaşmayı öğrettiği açık.

    • Yorumunuz için teşekkürler. Normalde filmlerin birkaç disiplinden faydalanarak incelenmesi; farklı tespitlerin yapılabilmesi, filmin derinliğine inilebilmesi ya da dipte kalan ufak nüvelerin ortaya çıkarılması için gerekli esasen. Söylediğiniz gibi bu bize filmlere tek bir açıdan değil de birden çok yerden bakmak için fırsat veriyor. Seyirci olarak filmlerden bize düşen meyveler her seferinden farklı çeşit olabiliyor, film incelemeleri de bize toplayamadığımız meyvelerin tatlarıyla, görünüşleriyle ilgili bilgi veriyor.

  2. Size göre, mutlaka izlenmesi gereken filmler hangileridir, yani en azından sizin için ilk 5’e hangi filmler girer. Böyle bir yazınız var mı acaba?

    • Böyle bir sıralama yerine size benim listemde parıldayan bazı filmleri sırasız bir şekilde önereceğim:

      *Fight Club (1999)
      *The Fall (2006)
      *Bir Zamanlar Anadolu’da (2011)
      *Üçüncü Sayfa (1999)
      *Tabutta Rövaşata (1996)
      *Los cronocrímenes (2007)
      *Partizan (2015)
      *Dead Man (1995)
      *Being John Malkovich (1999)
      *Following (1998)
      *Noviembre (2003)
      *Gişe Memuru (2011)
      *Children of Men (2006)
      *Klass (2007)
      *Breaking the Waves (1996)

      İyi seyirler.

Bir Cevap Yazın