Patricia Highsmith’dan Bir Anti-Kahraman Serisi

Patricia Highsmith, 1921 – Teksas doğumlu ünlü polisiye roman yazarı.

1927 yılında ailesiyle New York’a taşınmış ve daha 16 yaşında iken yazar olmaya karar vermiş. Küçükken annesinin kendisini doğurmak istemediğini söylemesi üzerine hayatı boyunca annesiyle çatışan yazar, bu olayın etkisi hiç bir zaman unutmamış.

New York’taki Barnard College’de aldığı yazarlık dersleri, 16 yaşından itibaren yazar olma hayalleri ve annesiyle yaşadıkları belki de yazarlığına en büyük katkıları yapmış.

İlk olarak çizgi romanlar için kısa hikayeler yazmaya başlamış, ardından 1950’de “Strangers on a Train” isimli ilk romanını yayımlamış. Büyük ses getiren roman, ertesi yıl ünlü korku filmleri yönetmeni Alfred Hitchcock tarafından aynı isimle sinemaya uyarlanmış ve daha da büyük bir üne kavuşmuş. Ardından “The Blunderer”, “This Sweet Sickness”, “The Talented Mr. Ripley” ve “Ripley’s Game” romanları sinemaya uyarlanan ve yazdığı her romanı büyük ses getiren Highsmith, 1995 yılında 74 yaşındayken İsviçre’nin Locarno kentinde lösemi nedeniyle hayata veda etmiştir.

Patricia Highsmith

Yazdığı kitapların bu kadar beğenilmesi ve büyük üne kavuşması, hiç şüphesiz usta kaleminden gelse de romanlarında katili veya kötüyü kitabın kahramanı olarak seçmesinden de kaynaklanmaktadır. Genellikle polisiye romanlarda tercih edilmeyen bu duruma nokta koyan ve romanına bir kahraman değil anti-kahraman yaratan Highsmith, kendisini doğrudan diğer polisiye romancılardan ayırmış ve yarattığı karakteri de klişe bir kötü olarak değil,  kültürlü, yakışıklı ve hatta sempatik biri olarak tasvir etmiştir. Özellikle Yetenekli Bay Ripley isimli kitabı ile başlayan Tom Ripley‘in maceralarının anlattığı seride bu durumu ustalıkla ortaya koymuştur. Öyle ki bu nedenle  Tom Ripley‘in hikayelerinin anlatıldığı kitap serisi çoğu zaman çok satanlar listesinden düşmemiş, birden fazla kez sinemaya uyarlanmış, “Miss Ripley” isimli diziye konu olmuş ve karakteri artık dünyaca ünlü bir anti-kahraman halini almıştır.

Serinin kronolojik sıralaması şöyle:

  • Yetenekli Bay Ripley (1955)
  • Ripley Yeraltında (1970)
  • Ripley’nin Oyunu (1974)
  • Ripley ve Peşindeki Çocuk (1980)
  • Ripley Su Altında (1991)

Yetenekli Bay Ripley

New York’ta yaşayan, hırslı, zeki ve kurnaz genç olan Tom Ripley, zengin bir ailenin oğlu olan ve İtalya’ya kaçan Dickie’yi geri getirmek üzere İtalya’ya gönderilir. Ancak Tom, Dickie’yi geri getirmek yerine ona özenecek ve onun gibi olmaya çalışacaktır. İç dünyası, kurnazlıkları, güldüren ve üzen dünyasında hırsları altında boğulmama savaşı veren Tom Ripley’in hikayesi, 1999 yapımı filmle aynı isimle ve sağlam bir kadro ile (The Talented Mr. Ripley – Başrolde Matt Damon, Jude Law, Cate Blanchett…) sinemaya aktarıldır. Okumanızı, okuyamazsanız da filmini izlemenizi tavsiye ederim.

Ripley Yeraltında

Yazarın ilk kitaptan 15 yıl sonra kaleme aldığı bu ikinci kitabında, İngiltere’deki bir resim galerisinden Paris yakınlarındaki bir kasaba olan Salzburg’a gidiş-gelişlerde kazanma hırsı yüzünden tablo sahtekârlığına ve cinayetlere karışan Tom Ripley’in kötücül ama kıvrak zekâsı anlatılıyor. Kitabın sinema uyarlaması ise 2005 yılında çekilmiş ve bu sefer Tom Ripley’yi Barry Pepper canlandırmış.

Ripley’nin Oyunu

Paris yakınlarındaki bir evde karısı ve evin emektar kâhyasıyla birlikte yaşarken kendisinden bir konuda aracılık etmesini isteyen bir dostunun isteğini kırmayan Tom Ripley, karşısında bir anda iki mafya ailesi olduğunu anladığında dostları ve düşmanlarıyla birlikte Fransa-Almanya hattında ölüm kalım yolculuğuna çıkacaktır.

Ripley ve Peşindeki Çocuk 

Alışılmışın aksine şefkatli ve babacan bir Tom Ripley ile karşı karşıyayız bu sefer. Babası malikânelerinin önündeki kayalıklardan aşağıya düşüp ölmüş olan 16 yaşında bir çocukla yolları kesişen Tom Ripley’in Paris’ten Berlin Duvarı’na, oradan Hamburg’a ve oradan da Amerika’ya uzanan serüveni ve bu yolda aşina olduğumuz gözü pekliği ve zekâsı ile karşı karşıyayız.

Ripley Su Altında

12 yıl aradan sonra yazdığı bu romanda, karısıyla birlikte Fransa’ya yerleşmiş olan Ripley’in önce sakin ve lüks yaşamı, sonra köye yeni taşınan bir Amerikalı çift ile arasında yaşanan anlaşmazlıkları görüyoruz. Ripley’in geçmişini kurcalamaya başlayan bu çiftin, onun yıllar önce öldürmüş olduğu bir adamı ortaya çıkarmasıyla olaylar; Fransa’dan Tanca’ya, oradan Londra’ya, ardından yeniden Fransa’ya dönen bir kedi-fare oyununa dönüşecektir.

Bir Cevap Yazın