görsel Prof. Dr. Ayhan AYDIN’dan “Yaşama Sanatı” ve “Hayat Neden Güzeldir”

İki güzel kitap duruyor karşımda: “Yaşama Sanatı” ve “Hayat Neden Güzeldir”. Prof. Dr. Ayhan AYDIN‘ın yazdığı kitaplar, okurken sizi gülümseten ve düşündüren kısa kısa yazılardan (makale, öykü, efsane vs.) oluşuyor. Her bir hikaye, yazarın “önsöz”de de ifade ettiği gibi “yaşamı ve insanı konu alan onlarca başyapıttan damıtılmış bir sevda öyküsü” niteliğinde… Ama kitapla ilgili en iyi sözü yine kitap vereceğinden, aşağıda iki kitaptan da birer alıntı paylaşıyorum.

“Karayılan Efsanesi”

“Bugünkü yaşamın, 19. yüzyıl yaşamından daha insancıl olduğunu düşünenlere Yuri Davidov’un 1990 yılında yayımlanan Özgürlük ve Yabancılaşma adlı yapıtıyla yanıt verelim. Roman, halen İngiltere’de dilden dile dolaşan bir karayılan hikayesiyle başlamaktadır. Bu anonim efsane şöyle başlıyor:

Bir gün, uyuyan bir adamın ağzından içeriye bir yılan akar ve midesine çöreklenir. Adam uyandığında o güne dek özgürce sürdürdüğü yaşamının sona erdiğini anlar. Artık kötü ve baskıcı bir varlık olan yılandan buyruk almakta ve onun tarafından yönetilmektedir. O artık eski benliğine sahip değildir. Yılan onu kendisinden almış, üstelik öldürmemiş ama ondan da kötü birşey yaparak tutsak etmiştir. Adam kendi varlığından tiksinmekte ama bunu bile yılana hissettirmekten korkmaktadır. Çünkü yılan ondan tam bir itaat bekleyen efendisi gibi davranmaktadır. Başka bir deyişle yılan, efendi olmanın bütün ayrıcalıklarını kullanmakta; hem adama istediği her şeyi yaptırmakta hem de ondan saygı görmektedir. Yıllar böyle geçer. Fakat adam bir sabah uyandığında, yılanın gitmiş olduğunu görür ve yeniden özgürlüğüne kavuştuğunu düşünür. Ne var ki durum hiç de düşündüğü gibi değildir. Adam, yılanın egemenliği altında geçen uzun yıllar içinde; isteme, merak etme, çaba gösterme, tek başına iş yapabilme becerilerini yitirmiştir. O artık, yılandan önceki benliğine de yabancılaşmıştır. Boş ve amaçsızdır. Hiçbir duygusal ya da düşünsel tepkisi kendisine ait değildir. Bütün yaşamı, görünmeyen kötücül bir el tarafından yönetilmektedir. Adam mutsuz, kaygılı ve umutsuzdur. O, kendisini yitirmiş milyonlaca 21. yüzyıl insanından biridir.”

“Yaşama Sanatı” kitabından, s.19-20, Pegem Akademi Yayınevi

“Körlerin Fil Tanımları”

“Bazı brahmanlar ve çile dolduran budistler, mutlak doğrular sorunu yüzünden çok tatsız bir tartışmaya girmişler. Tartışmalar dünyanın sonsuz olup olmadığı, bedenle ruhun birbirinden ayrılıp ayrılmadığı gibi konular üzerineymiş. Her rahip kendine göre yorumlar yapıyor ve seslerini giderek yükseltiyorlarmış. Tartışmayı duyan Budda, onlara şu hikayeyi anlatır.

‘Kralın biri körlerden kurulu bir topluluğu sarayına getirtmiş. Sonrada adamlarına bir fil getirmelerini emretmiş, körlerden biri ellerini filin başında gezdirmiş, bir diğeri hortumunu tutmuş, üçüncüsü hayvanın dişlerini, dördüncüsü ayağını, beşincisi kuyruğunu kavramış, (…) Sonunda Kral körlere dönerek, “Fil neye benziyor?” diye sormuş. Elleriyle hayvanın başını tutan kör, “Çömleğe,” diye karşılık vermiş. Kulağı tutan tutan kör, “Tahıl çalkalamaya yarayan alete,” demiş. Dişlerini elleyenler, “Saban demirine,” demişler. Kuyruğuna dokunanlar da, “Süpürgeye,” diye yanıt vermişler.’

(…)

Budda hikayeyi anlattıktan sonra, sözlerini şöyle tamamlamış,

‘Çilecilerin ve brahmanların da durumu böyledir. Her bir gerçeğin bir kısmını görüyor ama gene de; bu doğrudur, bu yanlıştır ya da şu yanlış olduğu için bu doğrudur diye iddia ediyorlar.'”

“Hayat Neden Güzeldir” kitabından, s.101, Pegem Akademi Yayınevi

Bir Cevap Yazın