görsel Shakespeare Dünyası: Hamlet’ten Alıntılar

“Yaşamak mı, yoksa ölmek mi, mesele bunda. Kör talihin sapanlarına, oklarına zihninde tahammül göstermek mi daha mertçe olur, yoksa kaygıların ummanına karşı silahlanıp onları yok etmek mi? Ölmek: uyumak. O kadar! Bir uykuyla kalp üzüntüsünü, tabiatın bedene miras olarak verdiği bin bir acıyı sona erdiriyoruz diyebilmek, candan gönülden istenecek bir son olur. Ölmek, uyumak: Belki de rüya görmek! Ya, dert ortada: çünkü bu fani kalıbı sıyırıp üstümüzden attıktan sonra, o ölüm uykusunda kim bilir ne rüyalar görürüz düşüncesi bizi durmaya mecbur ediyor. Yaşamak felaketini uzatan, işte bu düşünce. Yoksa -insan bir hançerle kendi işini kendi halledebilirken- zamanın sillesine hakaretlerine, zalimin haksızlıklarına, kendini beğenmişin küstahlıklarına, karşılıksız kalan aşkın ıstırabına, kanunun ihmaline, mevki sahibinin kibrine, sabırla gösterilen liyakatin değersizlerce hor görülmesine kim tahammül ederdi? Meşakkatli bir hayatın yükü altında inleyip ter dökmeye kim razı olurdu?” (s. 83).

Eğer bütün eğlencesi, bütün işi gücü yiyip içip uyumaksa insan nedir ki? Hayvandır, fazla bir şey değil. Elbet ki bizi, ilerisini gerisini görecek kadar geniş bir muhakeme sahibi olarak yaratan Tanrı bu ilahi akıl ve iktidarı, kullanılmasın da küf bağlasın diye vermedi bize. Şimdi; hayvanlara has unutkanlık yüzünden mi, netice üzerinde gereğinden fazla durup düşünmekten doğan aşağılık bir tereddüt yüzünden mi bilmem -ama bu düşünce dörde bölünse, sade bir parçası makul çıkar, üç parçası muhakkak korkaktır- bilmem niçin hala “bu iş yapılacak” deyip durmaktayım: Değil mi ki onu yapmak için sebebe de, iradeye de, kuvvete de imkana da sahibim (s. 133).

Suçlu insan öyle olmaz endişelerle doludur ki mahvedilmekten korkarken, kendi kendini mahveder (s. 135).

Irmağın üstüne sarkmış bir söğüt ağacı vardır, gümüş yaprakları suda akseder. Ophelia oraya düğün çiçeklerinden, ısırganlardan, papatyalardan, sözünü sakınmaz çobanların daha kaba saba bir isim taktığı fakat uslu kızlarımızın ölü parmağı dediği salep çiçeklerinden yapılma garip çelenklerle gelmiş. Çiçekli tacını sarkan dallardan birine takmak için ağaca tırmanırken merhametsiz bir dal kırılıvermiş; çiçekli çelenkleri de kendi de aplayan ırmağa düşmüşler. Elbiseleri kabarıp açılarak onu, su perileri gibi, bir zaman su üstünde tutmuş. Bu arada, içinde bulunduğu tehlikenin farkında değilmiş yahut suda doğmuş da ona alışık bir mahlukmuş gibi hep eski şarkılardan parçalar söyleyip duruyormuş. Ama çok geçmeden üstündekiler iyice ıslanıp ağırlaşarak zavallıcığı, tatlı şarkısının ortasında kesip çamurdan mezarına sürüklemişler (s. 155).

William Shakespeare (1995) Hamlet (Çeviren: Orhan Burian), İstanbul: MEB Yay.

Bir Cevap Yazın